Yazılar

 

MALZEMELER

  • 2 yemek kaşığı chia tohumu
  • 1/3 fincan süt ( badem yada soya sütü de olabilir)
  • 1/4 fincan bal yada akçaağaç şurubu
  • 3 su bardağı öğütülmüş  hindistan cevizi
  • 2 yemek kaşığı oda sıcaklığında tereyağı
  • 1/2 çay kaşığı vanilya ekstraktı
  • dilerseniz kuru meyve ilave edebilirsiniz.

Yapılışı 
Küçük bir kapta, chia tohumlarını su ile birleştirin,  jel oluşana kadar 5 dakika bekletin.
Büyük bir karıştırma kabında kıyılmış hindistan cevizi, bal, yumuşatılmış tereyağını , vanilya ve chia tohum jölesini  ekleyin. Birleştirinceye kadar büyük kaşık veya sağlam spatula ile iyice karıştırın. Bu sırada dondurulmuş kuru meyvelerinizi ekleyebilrisiniz.
Hafifçe yuvarlaklaşmış bir çorba kaşığı su ile, hindistancevizi karışımını çorba kaşığı içine sıkıca sıkıştırın ve sonra yağlı kağıt üzerine  fırın tepsisine hafifçe aktarın. Bütün hindistancevizi karışımları bitene kadar bu yöntemi devam ettirin. Yaklaşık 24 makaron almanız gerekir.  Dondurucuda 5-10 dakika bekletin. Çikolata ile kapmalak istiyorsanız dondurucudan çıkardıktan sonra yapabilrsiniz. Makaronlar tamamen soğutulduktan sonra, macaroonların diplerini çikolataya daldırıp astarlı pişirme tabakasına koyun. Ardından, geri dönüp makaronların üstlerini çikolata ile daha serpebilirsiniz. Çikolata oldukça hızlı bir şekilde ayarlanmalıdır, ancak işlemi hızlandırmak için tepsiyi derin dondurucuda açabilirsiniz.
Çikolata macaroons üzerine koyduktan sonra, yağlı kağıdını geri çekerek hafifçe makaronları tepsiden çıkarın. Ve onlar  hazır!
NOTLAR
Makaronları iki haftaya kadar buzdolabında hava geçirmez kapta saklayın. Macaroons da dondurucuda saklanabilir, ancak çözülmesine izin verin.

Chia öncelikle alfa-linolenik asit (ALA), omega-3 yağ asidi-lifi, protein, mineraller ve antioksidanları yüksek olan  oval biçimli ve siyah, gri, beyaz veya gri veya siyahla lekeli beyaz tohumlara sahip bir bitkidir.Nane ile akrabalığı bulunan bu tohumun bitki biliminde adı Lamiaceae ailesinden Salvia Hispanica dır.

Chia kurak ortamlarda yetiştirildiğinden , geleneksel olarak Güney ve Orta Amerikada yetiştirilmiştir. Bugün Arjantin , Ekvator ve Peru , en iiyi chia üreten ülkelerdir.”Yağlı” anlamına gelen türetilen “chia” adı Güney Amerika ile Orta Amerika sakinleri tarafından verildi. Bu bölgede , chia’yı şifalı ve lifli bir gıda olduğu için kullandılar.

Chia savunucuları , tohumun yüksek lif ve omega-3 yağ asidi içeriğinden dolayı , kilo kaybına yardımcı , kan şekerini düzenleyen ve egzersiz performanısını arttıran ve kolesterol düşürücü etkisi ve birçok şeyi yapabildiğini idda ediyor. Bu küçük chia tohumu büyük ününün beklentilerini karşılıyor mu?

Chia tohumları ALA, lif, mineraller ve antioksidanların zengin bir kaynağıdır. Bütün biçiminde tamamen sindirilemeyen keten tohumlarından farklı olarak ve sağlık yararlarını elde etmek için öğütülmesi gereken chia tohumları, besinlerinin sindirimini ve emilimini etkilemeden bozulmadan tüketilebilir. Tüm keten tohumları bol miktarda elyaf sağlar ancak çoğu zaman sindirilmemiş cismi geçerek, omega-3’leri ve antioksidanları el değmeden bırakır.

Kalori içeriği ile, chia tohumları% 53 yağ,% 35 karbonhidrat ve% 12 proteindir.6,7 Tablo 1, bir çorba kaşığı kuru kuru chia tohumlarında birincil besin maddelerinin genel bir görünümünü vermektedir.

Chia tohumları ALA, lif, mineraller ve antioksidanlardan zengindir. Bütün biçiminde tamamen sindirilemeyen keten tohumlarından farklı olarak  besinlerinin sindirimini ve emilimini etkilemeden ve bozulmadan tüketilebilir. Keten tohumları bol miktarda lif içerir ancak çoğu zaman içerdiği omega-3 ve antioksidanları kullanamayız.

1 yemek kaşığı chia tohumu tablo 1 deki gibidir.

 

Chia’nın kalorisinin% 41’i çoklu doymamış yağlı asitlerden (PUFAs),% 4’ü tekli doymamış yağlı asitlerden ve% 6,5’inde doymuş yağlı asitlerden oluşur.  Chia’nın PUFA içeriğinin büyük bir kısmı ALA (% 75), ana omega-3’tür.  ALA için önerilen Diyet Referans Alımı (DRI), yetişkin erkekler için günde 1,6 g ve yetişkin kadınlar için günde 1,1 g’dır.   Bir çorba kaşığı chia tohumları, 1.32 g ALA sağlar ve önerilen DRI’yi karşılar.  Kadınlar için günlük ALA ihtiyaçlarının yaklaşık% 83’ünü karşılamaktadır.

Çözünmeyen lif , chia tohumlarında fazla olup toplam lifin %87 sini ana bileşeni olan  Klason lignin içermektedir. . Chia tohumlarının yüksek lif içeriği ve antioksidan özelliklerinin içerdikleri yüksek düzeyde PUFA’ları koruduğu düşünülmektedir. Fiber, yapısal korumayı sağlar ve antioksidan kapasitesi PUFA’ları oksidasyona karşı korur. Klason ligninin, tohumun dayanıklı yapısını oluşturduğu düşünülmektedir.

Chia tohumları hidrofiliktir; Sıvıya batırıldığında, tomurcuk halinde jelatinimsi bir müsilaj kapsülü oluştuğu için dolgunlaşırlar.Çözülebilir lif, chia’nın toplam lif içeriğinin yaklaşık% 13’ünü temsil eder ve müsilajda baskındır.Chia’nın müsilitesi,  pektin içermez; Bunun yerine, nötr şekerlerden oluşan polisakarit zincirleri içerir.

Önemli düzeyde antioksidan içerir.

Tip 2 Diyabet ve Kardiyovasküler Risk Faktörlerini azaltır

Kilo kontrolünü sağlar

Metabolik sendrom riskini azaltır.

Egzersiz performansınızı yükseltir.

Cilt kurumasını ve kaşıntıları engeller.

Plazma lipitleri ve aterosklerozu önler.

Riskler

Chia tohumunun şuana kadar ilaç ve takviyelerle etkileşimde olduğu bildirilmemiştir.  Ancak dikkat edilmesi gereken birkaç potansiyel riskler vardır. Araştırmalar trigliseridi yükseltebileceğini gösterdi. 1/3 fincan altından alınan chia tohumu bir zarar göstermedi. İçerdiği yüksek ALA nın prostat kanser riskini arttırabildiğini göstermekte. Prostat kanseri tanısı konmuş erkeklerin keten tohumu ve chia tohumu gibi ALA açısından zengin gıdaları tüketmemeleri gerekir. Yutkunma problemi olanlar kuru halde yani sıvı içinde iyice bekleterek tüketmeleri gerekmektedir.

 

Chia günde 50 g’a kadar olan dozlarda 12 haftaya kadar güvenle kullanılır. 50 g 2 yemek kaşığından fazla miktara denk gelir.

Gelişmekte olan ülkelerde beş yaşından küçük 200 milyonu aşkın ço­cuk malnütrisyonludur(kötü beslenmektedir). Gelişmekte olan ülkelerde her yıl 12 milyon beş yaş altı çocuk ölümünün yarısından çoğunu mal­nütrisyon oluşturmaktadır. Malnütrisyon, çocukların zihinsel yeteneklerin­de kayba, sık enfeksiyonlara, kalıcı zihinsel ve bedensel özürlülüklere ne­den olabilmektedir. Malnütrisyon anne sütünün erken bırakılması, çocuk­ların besin ve besin öğesi gereksinmelerinin yeterince karşılanamaması, yoksulluk, hijyen eksikliğine bağlı sık enfeksiyonlar nedenleriyle ortaya çıkmaktadır.

 İLK 6 AY ANNE SÜTÜ

Anne sütü üstün içeriği ve özellikleri ile yenidoğan bir bebeğin tüm besin öğesi gereksinimini , 6 ay boyunca tek başına karşılayabilen en uygun besindir. Ilk 6 ay anne sütü alan bebeğin suya bile ihtiyacı yoktur , çünkü anne sütü bebğin su ihtiyacını fazlasıyla karşılamaktadır.

Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2003’ e göre ilk 6 ayda sadece anne sütü alan bebeklerin oranı yaklaşık %21 dir.

 NEDEN ANNE SÜTÜ?

 Yapılan çalışmalarda ; anne sütü alan çocukların beş yaşına geldiklerinde bilişsel işlevlerinin diğer çocuklarına göre daha yüksek olduğu gösterilmiştir.

Anne sütüyle beslenen çocuklarda konuşma sorunlarının daha az olduğu ve matematik puanlarının daha yüksek olduğu da bildirilmiştir.

 

  • ⇒ Besin ögesi bileşimi bebeğin gereksinmelerine uygundur.
  • ⇒ Koruyucu etmenleri içerir.
  • • Sindirime yardımcı aktif enzimler içerir (yağ sindirimi için lipaz)
  • • Enfeksiyonu önleyen ögeler içerir
  • • Hormonlar ve büyümeyi sağlayan ögeleri içerir
  • ⇒ Anne sütü alan bebeklerde solunum yolu ve mide-barsak enfeksi­yonları daha az görülür.
  • ⇒ Anne sütü verilmesi orta kulak iltihabı riskini azal­tır.
  • ⇒ Anne sütü çene ve diş gelişimini sağlar.
  • ⇒ Bazı kronik hastalıkların oluşma riskini azaltır (tip I diyabet, çölyak hastalığı, obezite, koroner kalp hastalığı gibi).
  • ⇒ Alerjiye karşı koruyucudur ve bebeği pişikten ko­rur.
  • ⇒ Bebeğin ruhsal, bedensel ve zihinsel gelişimine yardımcı olur.
  • ⇒ Ucuzdur, hazırlama sorunu gerektirmez.
  • ⇒ Anne ve bebeği arasındaki duygusal bağı güçlendirerek sevgi dolu bir ilişkiyi kolaylaştırır.
  • ⇒ Annenin sağlığını korur. Emziren annelerde göğüs kanseri, yumurta­lık kanseri, kemik erimesi ve kansızlık (anemi) oluşumu azalır. Anne sütü uterusun eski haline dönmesine yardımcı olur, anneyi aşırı kan kaybından korur.

KOLOSTRUM

 

Doğumdan hemen sonra ilk 5 günde salgılanan koyu sarı renkteki süte kolostrum denir.

     İÇERİĞİ

      ÖNEMİ

Antikorlardan zengin

Enfeksiyon ve allerjiden korur

Akyuvarlar

Enfeksiyondan korur

Mushil etkisi

Mekonyumu temizler sarılığın önlenmesini kolaylaştırır.

Büyüme faktörleri

Barsağın olgunlaşmasını sağlar.

Vitamin A

Enfeksiyonların daha hafif geçirilmesini sağlar

 

 

NEDEN EK BESİNLERE GEÇİYORUZ ?

 

Bebeğin artan gereksinimi sadece anne sütü yada hazır mamalarla  karşılanamaz. Demir ve çinko depoları tükendiği için anne sütü yeterli gelmez. Ve de bebklerinaltıncı aydan itibaren çiğneme refleksinin gelişmektedir. Eğer 7 . ayda ek gıdaları vermeye başlarsak bebeğin besin reddedmesine neden olabilir. Geç ek besinlere başlayan bebeklerin konuşmaları da daha geç başlamaktadır.Tamamlayıcı beslenme ile birlikte emzir­menin sürmesi çocuk sağlığı açısından önem taşımaktadır.

 

Anne sütünden  tamamlayıcı besinlere geçerken bazı dikkat etmemiz gereken şeyler var. Bunlardan en önemlisi allerjenik etki yapabilme ihtimali yüksek olan besinler

BİR YAŞINA KADAR İNEK SÜTÜ VERMEYİN. Inek sütü ve keçi sütü allerjik etki yapıp çocuklarda kabızlık , ishal , laktoz alerjisi gibi durumlarla karşılaşılabilinir. Inek sütü alerjisi olan bir bebeğin annenin yediklerinden de etkileneceği için annenin de inek sütünü bir müddet kesmesi gerekebilmektedir. İnek sütüne reaksiyon genelde iki yaşında sona erer. Inek sütü demir eksikliği , keçi sütü folik asit yetersizliğine neden olmaktadır. 

Balda allerjik olan besinlerimizden biridir ve 1 yaşından önce verilmemesi gerekir. Çocuk botulizmine yani bakteinin oluşturduğu zehirlenmeye neden olabilir. Clostridium botulinum sporlarını içerebilmesi nedeni ile botulizm riski taşır. Süt çocuklarının mide asidi düzeyi düşük olduğundan bu spor­ları öldüremez, bu nedenle bir yaşından küçük çocuklara bal önerilmez.Çok ender bir durumdur ama yine de dikkatli olunması gerekir. Yumurtayı ise sarısını ise 6. ayda bir bütün olarak değil yavaş yavaş artışlar yaparak vermeliyiz.

Çay: Çay, süt çocukları ve küçük çocuklara önerilmez. İçeriğinde tanin olması, demir ve diğer mineralleri bağlayıcı özelliğinden dolayı demir ek­sikliğine, içine eklenen şeker ise iştahsızlığa ve diş çürümelerine neden olur.

Bitki Çayları: Papatya çayı, yeşil çay v.s bitki çaylarının da demir emi­limini azaltıcı etkisi vardır. Aynı zamanda bazı farmakolojik ajanlar içeren bitki çaylarının, süt çocukları ve küçük çocuklar için güvenilirliği konusun­da yeterli bilimsel araştırma yoktur.

Şeker: Şeker pancarından elde edilen bir besindir. Şeker pancarı % 16-20 arasında sukroz (glukoz ve fruktoz) içermektedir. Şeker vücuda enerji sağlar, başka bir besin değeri bulunmamaktadır. Boş enerji kaynağı olduğu için bebek beslenmesinde şeker yerine pekmez veya süt şekeri laktozun kullanılması daha doğru bir yaklaşımdır. Ayrıca çocuklarda fazla tüketilmesi iştahsızlığa ve diş çürüklerine, ileriye dönük hatalı beslenme davranışlarının gelişmesine ve dolayısıyla şişmanlığa neden olmaktadır.

Bakla: Toksinli baklanın neden olduğu zehirlenme anemi, hemoglobi­nüri ve yüksek ateşle karakterizedir. Toksinli bakla yenildikten 24-48 saat sonra etkisi görülür. Zehirlenme taze çiğ baklanın yenmesi ile olur. Bakla pişirildiği zaman toksinin etkisi kalmaz. Favizme neden olabileceği düşü­nüldüğünden süt çocukluğu döneminde bakla önerilmez.

 

Tamamlayıcı besinlere başlarken;

 

Gelişimi normal ve sadece anne sütü alan bebeklerde, altı aydan önce tamamlayıcı besinlere başlanmamalıdır.

Emzirmeye devam ederken , altıncı ayda küçük miktarlarda tamamlayıcı besinlere başlanmalı ve çocuklar büyüdükçe miktarlar arttırılmalıdır.

Besin bebeğin yaşına ve sindirim özelliklerine göre ayarlanmalı.

Bir kerede , birden fazla besine başlanılmamalı , yeni besin birkaç gün sonra verilmeli

Her yeni besine , birkaç tatlı kaşığı gibi küçük miktarlarda başlanmalı ve bebekte besine bağlı değişimler izlenerek yavaş yavaş arttırılmalıdır.

Eğer bebek yeni denenen besinin lezzetini beğenmedi ise ya da ishal , kusma oluştuysa beklenmeli ve kısa bir aradan sonra tekrar denenmelidir.

Yeni besin , bebek açken verilmelidir. Gündüzleri verilmeli çünkü allerjenik etki olduğunda anne gözlemleyebilsin. Yedirdikten sonra emzirirseniz bebeğin sindirimine yardımcı olursunuz.

Genellikle Lou Gehrig hastalığı olarak adlandırılan ALS, sinir hücrelerinin vücut kasları ile etkileşime girme yeteneğini ortadan kaldıran ileri nörolojiik bir hastalıktır. Hastalığın erken belirtileri arasında kas seğirmesi ve ekstremitedeki güçsüzlük sayılabilir. Tipik olarak konuşmak , yemek yemek ve nefes almak için gerekli kaslar da dahil olmak üzere tamamen felce dönüşmesi anlamına gelir ve tedavisi olmayan bir hastalıktır.

 

22-28 Nisan tarihleri arasında Boston da sunulacak olan bir ön çalışmaya göre , yüksek civa içeren balık ve deniz ürünlerini yemek amyotrofik lateral skleroz (ALS) riskiyle ilişkilendirilebileceği savunulmuştur.

New Hampshire daki Dartmouth Koleji ve Amerikan Nöroloji Akademisi üyesi Elijah Stommel ” Çoğu insan için balık yemek sağlıklı bir diyetin parçası fakat balıklardaki civa değerinin olası etkileri konusunda hala sorular devam etmekte.”

ALS nin kesin nedeni bilinmemekle birlikte daha önceki çalışmalar civanın hastalık için önemli bir risk faktörü olduğunu vurguladı. Amerika Birlişik Devletlerinde civa maruziyetinin birincil nedeni nörotoksik metal ile kontamine olmuş balık tüketimidir.

Yapılan bir çalışmada araştırmacılar ,  294 ü ALS li ve 224 ü sağlıklı bireyler olarak 518 kişinin deniz ürünleri ve balık tüketimini araştırdılar.

Katılımcılar yedikleri balıkların nereden satın aldıklarını yada tuttuklarını bildirdiler. Araştırmacılar , balık türlerinde ortalama civa düzeylerini ve balık yemek sıklıklarını inceleyerek yıllık maruz kaldıkları civa miktarlarını araştırdılar. Ayrıca ALS li katılımcıların ayak tırnaklarından alınan örneklerle civa düzeyleri ölçülüp sağlıklı bireylerin örnekleriyle karşılaştırdılar.  Çalışmada düzenli deniz ürünleri yiyenlerin ALS riski iki kat fazla olduğu tespit edildi. Ayak tırnaklarından ölçülen yüksek civa düzeylerinin artmış ALS riski ile ilişkili olduğu bulundu.

Somon ve sardalya az seviyede balık içerirken kılıç balığı ve köpek balığının civa içeriği daha fazladır.Araştırmacılar balığın aynı zamanda çok faydalı olduğunun sadece balık seçerken civa içeriği düşük olanları seçmeye özen gösterilmeli ve güvenli yerlerden balık almaya dikkat etmeleri gerektiğini vurguluyor. Bununla birlikte nörodejeneratif hastalıklar için balık tüketim klavuzları yapılmadan önce daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Günümüzde doğurganlık çağındaki kadınların ve çocuklar için yapılan FDA sağlık önerilerinde civa içeriği az omega-3 yağ asitlerinden yüksek olan somon ve sardalyayı haftada 2-3 defa tüketmelerini öneriyor. Aynı zamanda köpek ve kılıç balığının yüksek civa içeriğinden dolayı tüketilmesinden kaçınılmalıdır. Ailenizin yada arkadaşlarınızın yakaladığı balıkları tüketirken suya özgü balıkları tüketmeyi tercih edin.