Yazılar

Vitaminler, vücutta bir çok farklı fonksiyonu olan ve genellikle besinlerle alınması gereken mikrobesinlerdir. Hücre çoğalması ve diferansiyasyonu üzerindeki etkileri ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır.

Vitaminlerin kanser hastalağında genel işlevi; karsinojen oluşumunu önlemek, detoksifikasyonu artırmak, hücre replikasyonu, malignansiyi ve denetimi kontrol etmek ve hücreler arası iletimi sağlamaktır.

Oksidatif stresin kansere neden olabileceği bilinmektedir. Yapılan bir çalışmada ise antioksidan takviyesi alan gastrointestinal kanserden ölüm oranları incelenmiştir. Sonuç olarak antioksidan takviyesi alanlarda gastrointestinal kanseri önleyebileceğine dair kanıt bulunmadı hatta genel mortaliteyi artırdığı saptanmıştır

Meme kanserli kadınların antioksidan vitamin alımının hastalığının tekrarının azalmasını ve mortalitesini durdurmuştur. E vitamininin kullanımı (10-40mg ve 40 mg‘dan fazla) ve C vitamini alımı (60-500 ve 500 mg ‘dan fazla) ile hastalık oluşumu ters etki göstermiştir. Tanı konulmadan önce, ya C ya da E vitaminlerinden birinin dört yıl veya daha uzun süre kullanılmasının güçlü ve önemli düzeyde riski durdurduğu savunulmaktadır. Tanıdan sonra E vitaminini alımının ise hastalık riskini tekrarladığı ve mortaliteyi kısmen azalttığı ancak tek başına C vitamininin bunu yapamadığı saptanmıştır. Antioksidanların uzun süreli kullanımı meme kanseri riskini ve tekrarını azaltmaktadır

A VITAMINI VE KANSER

Dermatoloji literatüründe, A vitamininin foto hasarlı deride kanser gelişimini önleyici etkilerini , β karotenin ultraviyoleyeye bağlı deri kanseri gelişimini engelleyici etkilerini karotenoidlerin ultraviyole eritemine karşı koruyucu etkilerini (en az 10 hafta kullanımından sonra) gösteren çalışmalar bulunmaktadır

Meme, baş ve boyun, akciğer kanseri, pankreas kanseri gibi pek çok farklı kanser türünde yapılan gözlemsel ve randomize çalışmalarda, kemoterapi-radyoterapi tedavisi ile ortaya çıkan yan etkilere karşı A vitamininin etkinliği incelenmiş. Hayatta kalma süresi ve tümör cevabının artmasının yanı sıra, yan etkilerin azaldığı gözlenmiştir

Sebze ve meyveden zengin beslenenlerde, özellikle karotenden zengin beslenenlerde servikal kanser görülme oranı çok düşüktür

Düşük seviyede A vitamini alımı gibi immün fonksiyonları baskılayan durumlarda enfeksiyöz hastalık ve kanser riskinde artış olduğu gösterilmiştir.

 

D VİTAMİNİ VE KANSER

Laboratuvar çalışmalarında D vitaminin kanser kültür hücreleri üzerinde yapılan araştırmalarda D vitamininin kansere karşı koruyucu etkisi olduğu görülmüştür.

Kolon, prostat ve meme kanseri insidansının UV ışınlarının bol olduğu bölgelerde daha düşük olduğu gösterildi. Bununla birlikte, bu çalışmaların çoğu klinik çalışmalar olup, güneş ışınlarından yeterince faydalanamayan dolayısıyla D vitamini düzeyi düşük olan ülkelerde yapılmıştır. 1095 erkek olguyu içeren bir çalışmada serum 25 (OH) D düzeyinin 25 nmol/L’nin üzerinde bulunmasının total kanser insidansını %17 oranında azalttığı bildirilmiştir. 16.818 erişkini içeren geniş ölçekli bir başka çalışmada total kanser mortalitesi ile D vitamini arasında bir ilişki saptanmamıştır. Diğer yandan oral D vitamini alımı ile kanser sıklığı, kanser tiplerine göre farklılık göstermektedir. Örnek olarak; D vitamini desteği sağlananlarda meme kanseri riski düşük bulunmuş iken, kolon ve prostat kanserlerinde sonuçlar farklılık arz etmektedi
Bir çalışmada D vitamini düzey ile kolorektal kanser sıklığı arasında ters bir ilişki saptanmıştır. Bu çalışmada serum 25(OH)D düzeyi 80 nmol/L nin üzerinde bulunan olgularda, 50 nmol/L nin altında olanlara göre kolorektal kanser sıklığında %72 oranında azalma saptanmıştır.

E VİTAMİNİ VE KANSER

Epidemiyolojik çalışmalar E vitaminini akciğer ve serviks kanseri riskini azalttığını göstermektedir. Bunla beraber yüksek dozda alınan vitamin erkeklerde akciğer kanser riskini azaltmadığını göstermektedir. Takip edilen bir çalışma verileri E vitamini desteğinin prostat kanser riski ile ilintili olmadığını ancak sigara içenlerde prostat kanser riski ile ters ilntili olduğunu göstermektedir. Bunlar E vitamini desteği alan %34’u prostat,%16’sıda kolorektal kanserli erkek sigara içenlerden geniş klinik çalışmalarla desteklenen verilerdir.

Prostat, meme, cilt ve akciğer kanserlerini içeren bazı kanser çeşitlerinde Vit E’in kanser büyümesini durdurabildiği ve çeiitli dozlarda kemoterapodik ajanlar verilen farelerde prostat tümörlerinin büyümesinin Vit E tarafından yavaşlatıldığını bildirilmiştir

Hindistan’da yapılan bir çalışmada da oral kanserli grupta plazma E ve C vitamin konsantrasyonlarının anlamlı derecede daha düşük olduğu tespit edilmiştir

C VİTAMİNİ VE KANSER
Diyette günlük yeteri miktarda alınan E ve C vitaminlerinin %30 oranında hastalık riskini azalttığı belirtilmektedir. Yetersizliğinde; ozofagus, mide, larinks ve serviks kanser riskini artırmaktadır. Limon suyu gibi vitamin içeriği yüksak yiyecekler ise mide kanserlerinden koruyucu olmaktadır.
Epidemiyolojik çalışmaların sonucunda, diyette bol miktarda sebze meyve tüketimiyle alınan C vitaminin mide kanseri riskini azalttığı ve olasılıkla ağız, farinks, ozofagus, akciğer, pankreas ve serviks kanser riskini durdurduğu ortaya çıkmıştır.

2030 yılında 24 milyon insan kansere yakalanacaktır.17 milyon insan aynı yıl yaşamını kanser nedeniyle yitirecektir. 75 milyon insan ise kanser ile yaşıyor olacaktır. Bu artışın %75’inin ülkemizin de içinde bulunduğu gelişmekte olan veya gelişmemiş ülkelerde ortaya çıkacak olması ülkeleri kanseri önleme programlarına ağırlık verilmesini zorunlu tutuyordu. Sebze ve meyve tüketimi artırılması öncelikli alınması gereken önlemlerden biridir.

Meme kanserli kadınlarda antioksidan vitamin alımının hastalığın tekrarını azaltmış ve mortaliteyi durdurmuştur.

Statinler kardiyovasküler hastalığın önlenmesi için diğerinden daha iyi mi?

Aterosklerotik kardiovasküler hastalıklar  (ASCVD), Birleşik Devletlerde erken ölüm ve sakatlığın önde gelen nedenidir. KVH riskini azaltma yolları konusunda tavsiyeler çok. Öyleyse, ateroskleroz ve KVH’yi önlemenin en iyi yöntemi nedir?

Diyet değişiklikleri kandaki kolesterol düzeylerini, bazen de önemli ölçüde azaltabilir. Statinler gibi ilaçlar da etkili olduğu kanıtlanmıştır. Ama hangisi en iyisi? İlaca başlamadan önce diyet değişmeli mi? Statinler daha liberal olarak reçetelenmeli mi? En iyi sonuç için diyetler ve ilaçlar birlikte mi kullanılmalı?

Yüksek kolesterol düzeylerine uzun süre maruz kalınması riski artırır; bu nedenle hastalar önleyici tedbirleri alması gerekir.  Statinler, CVD gelişimini önlemek için LDL kolesterolü düşüren yaygın olarak kullanılan ilaçlardır. Aslında, kalp krizi veya inme riskini azaltarak kolesterol düşüren tek ilaçtır. Bu nedenle statinler etkili bir şekilde LDL kolesterolü düşürmekle kalmaz, aynı zamanda bir kalp krizi geçirme riskini azaltan ve ölümcül olmayan ve ölümcül büyük vasküler olayları önleyen açık kanıtları vardır. Bununla birlikte, yarar derecesi kişinin risk profiline, LDL azalmalımına ve tedavi süresine ve düşük yoğunluklu, orta şiddette yoğunluklu veya yüksek yoğunluklu statin tedavisine bağlıdır.

Yoğunluk kullanılan statin dozajına dayanır; risk ne kadar yüksekse, önerilen doz da o kadar yüksektir. Statinlerin kanser, enfeksiyon, solunum yolu hastalığı ve aritmilerin riskinde azalma gibi diğer sağlık yararları sunabileceğine dair bazı raporlara rağmen, bu diğer yararların ortaya çıktığı kesin kanıt bulunmamaktadır. Lipitor, Mevacor, Crestor ve Zocor gibi statin ilaçları, karaciğerin kolesterol üretimini yavaşlatarak LDL kolesterolü% 20 ila% 50 arasında düşürür. Ayrıca karaciğerin zaten kanında olan LDL kolestrolünü çıkarma kabiliyetini arttırırlar.

Bir hastanın  kalp krizi veya inme riskini, www.cvriskcalculator.com adresindeki American Heart Association (AHA) / ACC risk hesaplayıcısını kullanılarak çevrimiçi olarak hesaplayabilir. Ayrıca iTunes’da bir uygulama olarak da mevcuttur. Hesap makinesi  kalp hastalığı ve inme öyküsü olmadığını varsayar. Kilo veya fiziksel aktivite hesaba katılmaz.  Hesaplama toplam kolesterol ve HDL kolestrol, kan basıncına, bir kişinin yüksek tansiyon tedavisi alıp almadığına ve sigara ve diyabet durumu üzerine kuruludur. Hesaplayıcı, kanıt eksikliğinden dolayı, 40 yaşından küçük veya 79 yaşından büyük ya da toplam kolestrolü 320 mg / dL’den yüksek olan kişiler için KVH riskini tahmin edemez.

Bununla birlikte, yeni görüşlerde, statin tedavisi ailesel hiperkolesterolemili çocuklarda etkili bir lipid düşürücü tedavisi olabilir. Sonuçlar, statin tedavisinin kısa vadede çocuklar için güvenli olduğunu buldu; ancak uzun vadeli güvenlik konusu çalışılmadı. Statinler ile tedavi edilen çocuklar dikkatle izlenmelidir.

UCLA’da tıp profesörü ve Ahmanson-UCLA Kardiyomiyopati Merkezi direktörü olan Gregg C. Fonarow, “Kalp-sağlıklı bir diyet de dahil olmak üzere yaşam tarzını, kardiyovasküler risk düzeyinden bağımsız olarak benimsenmelidir” diyor. Son yıllardaki araştırmalar, diyet değişikliklerinin genetik olarak bu duruma yatkın insanlarda bile ASCVD riskinde büyük bir fark yaratabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, “olumlu” bir yaşam tarzı (sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, sigarayı bırakma, aşırı kilo olmak üzere dört sağlıklı yaşam biçimi faktörünün en az üçünü gerektirir), olumsuz bir yaşam tarzına kıyasla önemli ölçüde daha düşük koroner olay riski ile ilişkilendirilmiştir. Yüksek genetik riski bulunan katılımcılar arasında olumlu bir yaşam tarzına sahip olan kişilerde  koroner olay riski% 46 daha düşüktür.  Bu tek başına diyetin sonucu değildir, diyet büyük bir faktördür. Akdeniz tarzı diyetlerin LDL kolesterolü düşürdüğü herkes tarafından bilinmekte. The New England Journal of Medicine’nin 4 Nisan 2013 tarihli sayısında yayınlanan bir başka araştırmada Akdeniz diyetinin yüksek riskli insanlarda birincil KVH önleme ile ilişkili olduğu tespit edildi. PREDIMED çalışmasının bir parçası olarak (Prevención con Dieta Mediterranea), sızma zeytinyağı ya da fındık ile desteklenmiş bir Akdeniz diyeti, bir İspanyol nüfusta önemli kardiyovasküler olayların görülme sıklığını önemli ölçüde azalttı.

AHA’nın önerdiği risk azaltıcı diyet modeline uymayı başarmak, hastaların kültürel, ekonomik ve sosyal faktörleri dikkate alarak tercih ettikleri gıdaları seçmelerine yardımcı olmak suretiyle başarılabilir. AHA beyanı, kalori gereksinimlerini karşılayan fakat aşmayan besleyici  seçimler düşünüldüğünde, bireyler daha fazla kilo kontrol hedefi elde edebileceklerini söylüyor. Washington, Puget Sound’daki VA’daki evde birincil bakım programında Beslenme ve Diyetetik Akademisi ve lider diyetisyen sözcüsü Angel Planells, MS, RDN, CD’ye göre “Vatandaşları yıllık sağlık kontrollerini olmak için cesaretlendirmeli ve bir diyetisyen, riski azaltmak için bir statinler eklemeden önce  diyetle başarmasını sağlaması  harika bir yol olabilir “dedi.

Kan kolesterolünü düşürmek ve ASCVD riskini azaltmak için AHA ve ACC’nin 2016 ortak tavsiyelerinde 2.000 kcal diyet * için şunlar bulunmaktadır:

• Meyveler: 2 porsiyon / gün
• Sebzeler: 400 g
• Fasulye ve bezelye:  2gün / hafta
• Tam tahıl: günde 3 porsiyon
• Fıstık, tohumlar, baklagiller: 150g/ hafta
• Yağsız veya az yağlı süt: 3 fincan / gün
• Lif: 31 g / gün
• Sodyum: 1,787 mg / gün
• Doymamış yağlar: 3 yemek kaşığı / gün
• Şekerler eklendi:  2 yemek kaşığı  / gün
• Balık: 250 g  / hafta
• Et, tavuk eti ve yumurta: 500g / hafta **

Diyet Mi Statinler Mi?

Bu sorunun cevabı o kadar basit değildir. Çünkü tek bir cevap yok. Diyet veya statinlerin en iyi olup olmadığı bireysel hastalara, risk profiline ve uzun vadede hangi yaklaşıma bağlı kalacaklarına bağlıdır. Carson, bazı popülasyonların risk azaltma Akdeniz tarzı bir diyet izlemeye motive olabilmesine karşın, diğerlerinin normal diyet modellerinden böyle bir değişikliğe teşebbüs etme arzusu olmadığını söylüyor. Fonarow, “10 yıldan fazla% 5 veya daha fazla riski (risk hesaplayıcısı kullanan) olan bireyler için statin tedavisi önerilir ve statinlerin yaşam tarzı değişiklikleri ile birlikte uygulanması önerilir” diyor Fonarow. Fakat bireyin yaşam biçiminin ne kadar değişeceğini tahmin etmek imkansızdır.

Statin tedavisi ve diyet değişiklikleri, üçte ikisi  olarak düşünülür – üçüncü faktör, fiziksel aktivite ve sigara içmeme gibi diğer yaşam tarzı faktörleridir. Carson, “Statinlerin riski azaltmada etkili olduğunu gösteren bir dizi çalışma var, ancak çoğu tedavinin bir parçası olarak kalp dostu bir diyet dahil ediyor” dedi. Ve statinler genellikle diyetten bağımsız olarak kan kolestrolünü düşürürken, Carson bu olgunun statin kullanan hastalarda bazen değişen tutumlara dikkat çekerek bu olgunun bir algılama problemi olabileceğini söylüyor. “Şimdi sosisli yiyebilirim, çünkü endişelenmene gerek yok, çünkü bir statin alıyorum” diyebilir.

Buna ek olarak, yağlı diyet gruplarının kolesterolün iyi olduğunu, yani yüksek kolesterolü olması iyi olduğu fikrini ileri sürerek internette hatalı ve yanlış bilgiler bulunmaktadır.  Bu tüketici kitlesine ek olarak büyük ilaç firmalarına olan güvensizliğe neden olmakta ve insanlar genellikle statinlerden kaçınmaya isteklidirler ve sağlık sonuçlarına bakılmaksızın kolestrolü düşürmek için yalnızca diyet ve egzersize güvenirler.

Sonuç
Risk profilinden bağımsız olarak herkesin, ASCVD’nin gelişme veya kötüleşme olasılığını azaltmak için kalp dostu bir diyet de dahil olmak üzere yaşam tarzı değişiklikleri yapması gerektiği göz önüne alınmalıdır. Statinlerin  eklenip eklenmemesi bir hastanın sağlık hizmeti sunucusu tarafından belirlenmesi gereken şeydir. Ancak, bireylerin, statinlerin kolesterolü düşürmede ve kalp rahatsızlığı riskini azaltmada etkili olduğu halde, riski azaltmak için kalp dostuı bir diyetin artık gerekli olmadığı anlamına gelmez.

Kuru üzüm , kuru kayısı , kuru incir gibi meyveler her daim mutfağımızda bulunmaktadır.  Meyveleri kurutma yöntemleri M.Ö 12000 yıllarına kadar dayanmaktadır. Güneşte kurutulan meyveleri korumak için tüneller kullanılmıştır. Kuru üzüm , incir , erik gibi meyveler günümüzde de hala eski yöntemlerle kurutulmakta. Yaban mersini, kızılcık, kiraz, çilek ve mango gibi geleneksel olmayan kurutulmuş meyveler, kurutmadan önce şeker solüsyonları, meyve suyu konsantreleri veya sülfitler gibi koruyucularla infüze edilmektedir. FDA, kurutulmuş meyvelerdeki renk ve tazeliği korumak için genellikle sülfitleri güvenli olarak kabul etse de kişiler hala endişe duyabilmekte. Papaya ve ananas gibi kurutulmuş meyve olarak satılan bazı ürünler kurutulmuş meyveleri değil şekerlendirilme yöntemiyle tüketilmektedir. Pakette “kristalize” yazıyorsa, şekerleme meyvesi olur.

Teknolojik ilerlemeler, kurutulmuş meyvenin tüm besin maddelerini muhafaza etmesini sağlayarak, güneş kurumasına göre daha verimli alternatif kurutma yöntemlerine yol açtı. Doğal kurutmanın dezavantajı; sıcaklık yeterince fazla değilse, kurutma  daha uzun sürebilir. Sıcaklık çok fazla ise, meyve tüm besin maddelerini muhafaza etmeyebilir. Meyveyi ısı ile kurutma yöntemleri arasında ozmotik dehidrasyon, az enerji gerektiren, ancak daha verimli bir kurutma sağlayan kısmi dehidrasyon yöntemidir. Ve dondurarak kurutma, ki bu ısı gerektirmez, ancak daha iyi kalite ve besin alımı sağlar.

Beslenme
Kurutulmuş meyve, vitamin, mineral, lif ve fitokimyasalların değerli bir kaynağıdır. Ve en sağlıklı atıştırmalıklardandır. Çeyrek fincan veya yaklaşık 40 g, kurutulmuş meyve için en çok kullanılan standarttır. Az miktarda meyve önemli miktarda diyet lifi ve potasyum içerir. Bir çoğu aynı zamanda magnezyum, demir, kalsiyum ve fosfor içerir ve  kurutulmuş meyve genellikle orijinal taze meyvenin verdiği tüm vitaminleri ve mineralleri içerir. Ancak ısı ile C vitamini ve tiamin tahrip olur. Dondurarak kurutmada ise bu kayıp daha da azalır.Kurutulmuş meyvelerin en büyük besin faydalarından biri fenolik asitler, flavonoidler (antosiyanidinler, fl avan-3-ols, flavonlar, flavonoller ve izo floronlar), fitoöstrojenler ve karotenoidler gibi içerdikleri fitokimyasal seviyelerdir. Fenolik bileşikler, diyette fitokimyasal maddelerin en büyük yüzdesini oluşturur ve kurutulmuş meyve, taze meyve ve sebzelerde bulunan antioksidan aktivitenin çoğundan sorumlu olan bu bileşiklerin mükemmel bir kaynağıdır.

 

Sağlık üzerine etkileri

Genel olarak meyve tüketimi  kardiyovasküler hastalık (KVH), tip 2 diyabet, bazı kanserler ve obezite riskinde azalma ile ilişkilidir. Önemli vitaminler, mineraller, lif ve fitokimyasallar sağlar.  Bununla birlikte, 2009-2010 Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Araştırması verileri, ABD nüfusunun% 75’inin günlük önerilen meyve miktarından daha az tükettiğini göstermektedir. Kuru meyveler (şeker içermezler ve minimum işleme ile kurutulurlar) kuru üzümler, kuru erik, hurmalar ve incirler, tüm muadillerine benzer besin profillerine sahiptir ve bunun bir sonucu olarak da birçok faydayı bünyesinde barındırır.  Ayrıca, lif ve fitokimyasal maddeler bakımından da yüksektir, çünkü bu besinlerin her ikisi de kuru meyvelerde yoğunlaşmıştır. Kuru meyveler aynı zamanda sağlıklı bakterilerin sindirim sağlığını korumak için yakıt olarak görev yapan prebiyotikler sayesinde kolon sağlığına katkıda bulunabilir. Epidemiyolojik veriler, kurutulmuş meyve yiyenlerin, genel diyet kalitesi daha yüksek, tip 2 diyabet insidansının düşük olduğunu ve vücut ağırlığı ve bel çevresinin daha düşük olduğunu göstermektedir. Kurutulmuş meyvenin yüksek polifenol içeriği antienflamatuar ve antioksidan etkisinden dolayı kansere karşı da koruyucudur.
Kurutulmuş meyvelerin besin profili ve sağlığa olan faydaları yanında sürdürülebilirliği de önemli.  Meyve son derece hızlı bozulabilen bir yiyecektir ve tüketicilere güvenli bir şekilde ulaşmak ve azami beslenme yararını gözetmek için dağıtım zinciri boyunca düşük sıcaklıklar ve hızlı taşıma gerektirir. Tazeliğini ve bütünlüğünü korumak hem masraflı hem de külfetli ve besin maddelerinin ve hatta satılabilir ürünlerin kaybedilmesine neden olmakta.  Meyve kurutulması, üreticilerin kayıplarını azaltmasına ve daha fazla kâr sağlamasına neden olmaktadır.  Hem de sezon dışı tüketiciler için tasarruf sağlıyor.

Besleyici yoğun meyveler, tatlı isteklerini tatmin edebilir ve besin değeri düşük, kan şekerinde hızlı bir artışa neden olan diğer şekerli atıştırmalıkların yerini alabilir. Danışanlara kurutulmuş meyvelerin faydaları konusunda eğitmek, ancak maksimum fayda sağlamak için şekersiz çeşitleri seçmeyi vurgulamak önemlidir.Diyetisyenler, danışanlarına tavsiyelerde bulunmak için bireyin sağlık durumunu, yaşam biçimini ve değerlerini göz önüne almalıdır.

 

Az veya hiç kalorisi olmayan tatlandırıcılar , çay kaşığı başına 15 kcal olan şekere alternatif bir seçenek sunar.  Besleyicilik değeri olmayan tatlandırıcılar tatlılık sunar  ve özellikle diyabetli hastalar ve kilo vermek isteyenler arasında popülerdir. Sakkarin , aspartam , asesulfam , sukraloz ve neotame bir süredir mevcuttu ancak stevia popülerliği kazanmak için besleyici olmayan tatlandırıcı bloğundaki en yeni üyedir. Yeni bir tatlandırıcı olarak nispeten kan şekeri kontrolü veya kilo vermede etkinliğini test eden çok az araştırma var. Bununla birlikte, stevia güvenli kabul edildi ve 2008’de GRAS (Genel olarak Tanınan Güvenilir) statüsü verildi; Buna ek olarak, bir gıda katkı maddesi olarak kullanılmak üzere FDA onayını gerektirmeden  ve  Avrupa Birliği ve Kanada da dahil olmak üzere 65’den fazla ülkedeki düzenleyici kurumlar, stevyayı gıdalarda kullanım için onayladı.

Stevia nedir?

Stevia, Asteraceae’den veya ayçiçeği ailesinden olan bütün bitki Stevia rebaudiana Bertoni de dahil olmak üzere tatlandırıcının farklı şekillerine atıfta bulunan genel terimdir. Ancak gıdalarda kullanılmak üzere terim yüksek saflıktadır.  En az% 95 steviol glikozid içeren stevia yaprak özütüdür. Tatlılık, ekstraksiyon, filtrasyon ve dehidratasyon işlemi yoluyla yapraklardan alınır. Bitki bazlı tatlandırıcı, şeker şekerinden 200 ila 350 kat daha tatlıdır. Antioksidan bakımından zengin stevia bitkisi aslen Paraguay’dan geldi, burada en azından 200 yıl önce yapraklar tatlı tatları için çiğnenmiş, içecekleri tatlandırmak için kullanılmış ve ilaç olarak kullanılmıştı. 1970’li yıllardan başlayarak Yapraklar Japonya’da aynı amaçlar için kullanılmıştır. Bugün, bitki esas olarak Paraguay, Kenya, Çin ve Amerika’da yetiştirilmekle birlikte, aynı zamanda Vietnam, Brezilya, Hindistan, Arjantin ve Kolombiya’da da yetiştirilmektedir. Stevia tatlandırıcısı, konsantre bir doğal bitki bileşiğinden başka bir şey içermediğinden, yüksek oranda saflaştırılmış olmasına rağmen, FDA “doğal” terimini tanımlamasa da genelde doğal bir tatlandırıcı olarak anılır.   Steviol glikositlerin metabolizmasının hayvanlarda ve insanlarda benzer olduğuna inanılmaktadır. Karbonhidrat kalıntıları (çoğunlukla glukoz) steviol omurgasına bağlanır ve stevia yaprağında doğal olarak bulunan tatlı bileşikleri oluşturur. Steviol glikozitler vücutta az emilir ve üst gastrointestinal yol boyunca, mide ve ince bağırsaklar da dahil olmak üzere geçer. Bağırsağa ulaştıklarında bağırsak bakterileri, glikoz ünitelerini çıkartarak onları steviol olarak parçalara ayırır. Steviol daha sonra portal ven yoluyla emilir ve öncelikle karaciğer tarafından metabolize olur ve idrarla atılan steviol glukuronid oluşur. Araştırmalar, metabolizma sırasında vücutta herhangi bir stevia birikimi (veya stevia’nın herhangi bir yan ürünü) olmadığını gösterir. Güçlü tatlandırma gücü ve sindirim sistemindeki zayıf emilim stevianin sıfıra yakın kalori sağladığına katkıda bulunur.

 Ağırlık yönetimi: Bazı randomize kontrollü denemeler, normal kalorili sürümü için besleyici olmayan tatlandırıcılarla tatlandırılmış gıdalar ve içeceklerin az miktarda kilo vermesine yol açtığı önerilmiştir.  15 Kalorili tatlandırıcılar yerine  stevianin kullanılmaması için hiç bir  neden yoktur.

 Diş çürüğü: Çalışmaların son zamanlarda yapılan bir derlemesinde, stevianin, oral bakteri florasında antibakteriyel etkisi olduğu ve çürük oluşumuna katkıda bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Gıda alerjileri: Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi, yiyecek ve içeceklerde kullanılan stevia ekstraktılarıyla ilgili bilinen alerjilerin bulunmadığı sonucuna varmıştır. Çalışmalar kan şekeri seviyeleri üzerinde olumsuz bir etkisi bulunmadığını ve diyabetli insanlar için stevia’nın herhangi bir glisemik yanıt üretmediği için güvenli olarak kabul edilmiştir. Bazı hayvan ve laboratuar çalışmaları, stevia’da bulunan bileşiklerin diyabet için faydalı olabileceğini önermektedir. Farelerden yapılan bir araştırma, günlük steviosid tüketiminin, tip 2 diyabetin önlenmesi ve tedavisi için güçlü terapötik etkiler gösterdiğini buldu. Tip 2 diyabetli hastalarda yapılan küçük bir çalışmada, test yemeğiyle verilen steviosit (1 g) dozunun eşit miktarda mısır nişastasına kıyasla insülin tepkisini yaklaşık% 40 oranında arttığını buldular . Stevia, Born Sweet Zing Organik Stevia Tatlandırıcı, SPLENDA Naturals Stevia Tatlandırıcı, SweetLeaf Stevia Tatlandırıcı, Truvia, Raw Stevia, PureVia ve Stevita gibi pek çok markanın adı altında tatlandırıcı olarak kullanılmak üzere toz halinde ve sıvı formda bulunur.  Ayrıca, giderek artan sayıda işlenmiş gıdalarda bulunur. Tek başına kullanıldığında acı bir tat bırakabileceği için genellikle eritritol, aspartam veya normal şeker gibi diğer tatlandırıcılarla birlikte kullanılır. Stevia, ısıya dayanıklıdır ve pişmiş veya ısıtılmış yiyecek veya içeceklerde kullanılabilir. Stevia, şekerden yüzlerce kez daha tatlı olduğu için, her 1 fincan şeker için, 1/4 fincan veya daha az toz haline getirilmiş stevia aynı düzeyde tatlılık sağlamaktadır. 2008’den bu yana dünya çapında 10,000’den fazla stevia içeren ürün piyasaya sürüldü. 2016’da, 563 stevia içeren ürünler yalnızca Kuzey Amerika’da tanıtıldı ve 2015’te% 34’lük bir büyümeyi temsil etti. Chaparro, “Onaylı bir diyabet eğitimcisi olarak, diğer besleyici olmayan tatlandırıcılar arasında günlük diyetlerinin bir parçası olarak steviyi kullanan birçok müşteriyi görüyorum” diyor. Diyabetli çocuklarda uzmanlaşmış biri olarak, tip 1 diyabetli çocukların diyetlerinde besleyici olmayan tatlandırıcıların dahil edilmesinden fayda gördüğünü düşünüyorum. Kan şekerini önemli derecede etkilemeden hâlâ tatlı bir tadını çıkarabilirler ve normal hissetmelerine yardımcı oluyorlar. Bu çocuklar için önemlidir. Tatlandırıcı olarak kullanılan ve ADI’nin altındaki miktarlarda tüketilen Stevia yaprak özütü, 12 mg yüksek saflaştırılmış ekstrakt / kg vücut ağırlığı, Avrupa Birliği ve Kanada da dahil olmak üzere birçok başka ülkedeki ajansların yanı sıra FDA tarafından da güvenlidir. Stevia, hala besleyici olmayan tatlandırıcı pazarına nispeten yeni bir katkıdır ve uzun vadeli etkilerinden  emin olunabilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Ancak, şu anda bilinen şeylere dayanarak, stevia tatlandırıcı, şeker alımını azaltmaya çalışan herkes için güvenli bir seçenek olarak düşünülür.