Yazılar

Antik çağlardan beri bitkiler tıbbın önemli bir kaynağı olmuştur.Hindistan’da yaklaşık 45 000 bitki türü bulunmaktadır ve bunların arasında, binlercesinin tıbbi özelliklere sahip olduğu iddia edilmiştir.

Acı kavun olarak da bilinen kudret narı bu ismi  yapısında bulunan’momordicine’ adı verilen alkoloid maddenin neden olduğu acı tattan almaktadır.

Kudret narı tohumları yağ ve protein açısından oldukça zengindir.Tohumlar yüksek yağ içeriği nedeniyle yağ endüstrisinde kullanılmaktadırlar.  İçeriğindeki oleik asit yağın besleyici özelliğini arttırarak yemeklik ve kızartma amaçlı kullanımına olanak sağlamaktadır. Ayrıca hayvansal yağlarda bulunmayıp çeşitli tohumların yağlarında bulunan konjuge linolenik asit izomerleri kudret narı tohumu yağının yaklaşık %60’lık kısmını oluşturmaktadır.

KUDRET NARININ ÖZELLİKLERİ 

Antioksidan kaynağı 

Anlık hasarların önlenmesi,

Serbest radikal oluşumunun önlenmesi,

Oluşan serbest radikallerin ortamdan uzaklaştırılması,

Bağışıklık sisteminin çalışması, için oldukça önemlidir.

MC antioksidant özelliğini;Gallik asit,Kateşin, Epikateşin gibi fenolik asitlerden alır.

 

Anti-Diyabetik etkisi

Bu sebeplerden dolayı, günümüzde 400’den fazla bitki ve 120’den fazla doğal kaynaklı ürün, diyabet hastaları tarafından tedaviye destek amacıyla kullanılmaktadır. Bu amaçla kullanılan doğal ürünlerin arasında kudret narı yer almaktadır

Bir çalışmada ise günlük 15 gram sulu ekstre verilen hastaların tokluk kan şekerleri %54 oranında, glikozile hemoglobin (HbA1c) seviyesi ise %11 oranında düşmüştür.

Antiülser etkisi 

Gastrik ülser, yaşam boyunca populasyonda yaklaşık %10  insanı etkileyen  en yaygın gastrointestinal bozukluklardan biridir. Ülserin Türkçe karşılığı yara anlamına gelmektedir. Mide (gastrik ülser) veya ince bağırsağın (duedenal ülser) içinde gelişen bir kanayan  bir yaradır.

Momordica charantia (Kudret Narı)  meyve metanolik ekstresi gastrik ülser iyileşmesini arttırdığı ve aynı zamanda mide ülseri ve duodenal ülser gelişimini engellediği bildirilmiştir.

Türkiyede kudret narının taze meyveleri veya karışık kuru meyvelerin ekstraktları  peptik ülser tedavisinde balla karıştırılarak kullanılır.Gastrik ülser gelişmesinin azalmasında kudret narının ekstraktı /özütü , özütün yağından daha etkilidir.

NASIL KULLANILIR?

Türkiye’de kudret narının hazırlanan yağlı ekstraktı çeşitli hastalıklarda tedavi edici  olarak kullanılmaktadır. Olgun meyvenin tümü parçalanarak saf zeytinyağı ya da badem yağı içeren bir kavanoz içine konulmakta ve tohumların erimesi için güneş ışığı altında bırakılmaktadır (2-3 hafta). Kullanılmadan önce doktorunuza başvurunuz.

 

 

 

 

 

 

 

Gelişmekte olan ülkelerde beş yaşından küçük 200 milyonu aşkın ço­cuk malnütrisyonludur(kötü beslenmektedir). Gelişmekte olan ülkelerde her yıl 12 milyon beş yaş altı çocuk ölümünün yarısından çoğunu mal­nütrisyon oluşturmaktadır. Malnütrisyon, çocukların zihinsel yeteneklerin­de kayba, sık enfeksiyonlara, kalıcı zihinsel ve bedensel özürlülüklere ne­den olabilmektedir. Malnütrisyon anne sütünün erken bırakılması, çocuk­ların besin ve besin öğesi gereksinmelerinin yeterince karşılanamaması, yoksulluk, hijyen eksikliğine bağlı sık enfeksiyonlar nedenleriyle ortaya çıkmaktadır.

 İLK 6 AY ANNE SÜTÜ

Anne sütü üstün içeriği ve özellikleri ile yenidoğan bir bebeğin tüm besin öğesi gereksinimini , 6 ay boyunca tek başına karşılayabilen en uygun besindir. Ilk 6 ay anne sütü alan bebeğin suya bile ihtiyacı yoktur , çünkü anne sütü bebğin su ihtiyacını fazlasıyla karşılamaktadır.

Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2003’ e göre ilk 6 ayda sadece anne sütü alan bebeklerin oranı yaklaşık %21 dir.

 NEDEN ANNE SÜTÜ?

 Yapılan çalışmalarda ; anne sütü alan çocukların beş yaşına geldiklerinde bilişsel işlevlerinin diğer çocuklarına göre daha yüksek olduğu gösterilmiştir.

Anne sütüyle beslenen çocuklarda konuşma sorunlarının daha az olduğu ve matematik puanlarının daha yüksek olduğu da bildirilmiştir.

 

  • ⇒ Besin ögesi bileşimi bebeğin gereksinmelerine uygundur.
  • ⇒ Koruyucu etmenleri içerir.
  • • Sindirime yardımcı aktif enzimler içerir (yağ sindirimi için lipaz)
  • • Enfeksiyonu önleyen ögeler içerir
  • • Hormonlar ve büyümeyi sağlayan ögeleri içerir
  • ⇒ Anne sütü alan bebeklerde solunum yolu ve mide-barsak enfeksi­yonları daha az görülür.
  • ⇒ Anne sütü verilmesi orta kulak iltihabı riskini azal­tır.
  • ⇒ Anne sütü çene ve diş gelişimini sağlar.
  • ⇒ Bazı kronik hastalıkların oluşma riskini azaltır (tip I diyabet, çölyak hastalığı, obezite, koroner kalp hastalığı gibi).
  • ⇒ Alerjiye karşı koruyucudur ve bebeği pişikten ko­rur.
  • ⇒ Bebeğin ruhsal, bedensel ve zihinsel gelişimine yardımcı olur.
  • ⇒ Ucuzdur, hazırlama sorunu gerektirmez.
  • ⇒ Anne ve bebeği arasındaki duygusal bağı güçlendirerek sevgi dolu bir ilişkiyi kolaylaştırır.
  • ⇒ Annenin sağlığını korur. Emziren annelerde göğüs kanseri, yumurta­lık kanseri, kemik erimesi ve kansızlık (anemi) oluşumu azalır. Anne sütü uterusun eski haline dönmesine yardımcı olur, anneyi aşırı kan kaybından korur.

KOLOSTRUM

 

Doğumdan hemen sonra ilk 5 günde salgılanan koyu sarı renkteki süte kolostrum denir.

     İÇERİĞİ

      ÖNEMİ

Antikorlardan zengin

Enfeksiyon ve allerjiden korur

Akyuvarlar

Enfeksiyondan korur

Mushil etkisi

Mekonyumu temizler sarılığın önlenmesini kolaylaştırır.

Büyüme faktörleri

Barsağın olgunlaşmasını sağlar.

Vitamin A

Enfeksiyonların daha hafif geçirilmesini sağlar

 

 

NEDEN EK BESİNLERE GEÇİYORUZ ?

 

Bebeğin artan gereksinimi sadece anne sütü yada hazır mamalarla  karşılanamaz. Demir ve çinko depoları tükendiği için anne sütü yeterli gelmez. Ve de bebklerinaltıncı aydan itibaren çiğneme refleksinin gelişmektedir. Eğer 7 . ayda ek gıdaları vermeye başlarsak bebeğin besin reddedmesine neden olabilir. Geç ek besinlere başlayan bebeklerin konuşmaları da daha geç başlamaktadır.Tamamlayıcı beslenme ile birlikte emzir­menin sürmesi çocuk sağlığı açısından önem taşımaktadır.

 

Anne sütünden  tamamlayıcı besinlere geçerken bazı dikkat etmemiz gereken şeyler var. Bunlardan en önemlisi allerjenik etki yapabilme ihtimali yüksek olan besinler

BİR YAŞINA KADAR İNEK SÜTÜ VERMEYİN. Inek sütü ve keçi sütü allerjik etki yapıp çocuklarda kabızlık , ishal , laktoz alerjisi gibi durumlarla karşılaşılabilinir. Inek sütü alerjisi olan bir bebeğin annenin yediklerinden de etkileneceği için annenin de inek sütünü bir müddet kesmesi gerekebilmektedir. İnek sütüne reaksiyon genelde iki yaşında sona erer. Inek sütü demir eksikliği , keçi sütü folik asit yetersizliğine neden olmaktadır. 

Balda allerjik olan besinlerimizden biridir ve 1 yaşından önce verilmemesi gerekir. Çocuk botulizmine yani bakteinin oluşturduğu zehirlenmeye neden olabilir. Clostridium botulinum sporlarını içerebilmesi nedeni ile botulizm riski taşır. Süt çocuklarının mide asidi düzeyi düşük olduğundan bu spor­ları öldüremez, bu nedenle bir yaşından küçük çocuklara bal önerilmez.Çok ender bir durumdur ama yine de dikkatli olunması gerekir. Yumurtayı ise sarısını ise 6. ayda bir bütün olarak değil yavaş yavaş artışlar yaparak vermeliyiz.

Çay: Çay, süt çocukları ve küçük çocuklara önerilmez. İçeriğinde tanin olması, demir ve diğer mineralleri bağlayıcı özelliğinden dolayı demir ek­sikliğine, içine eklenen şeker ise iştahsızlığa ve diş çürümelerine neden olur.

Bitki Çayları: Papatya çayı, yeşil çay v.s bitki çaylarının da demir emi­limini azaltıcı etkisi vardır. Aynı zamanda bazı farmakolojik ajanlar içeren bitki çaylarının, süt çocukları ve küçük çocuklar için güvenilirliği konusun­da yeterli bilimsel araştırma yoktur.

Şeker: Şeker pancarından elde edilen bir besindir. Şeker pancarı % 16-20 arasında sukroz (glukoz ve fruktoz) içermektedir. Şeker vücuda enerji sağlar, başka bir besin değeri bulunmamaktadır. Boş enerji kaynağı olduğu için bebek beslenmesinde şeker yerine pekmez veya süt şekeri laktozun kullanılması daha doğru bir yaklaşımdır. Ayrıca çocuklarda fazla tüketilmesi iştahsızlığa ve diş çürüklerine, ileriye dönük hatalı beslenme davranışlarının gelişmesine ve dolayısıyla şişmanlığa neden olmaktadır.

Bakla: Toksinli baklanın neden olduğu zehirlenme anemi, hemoglobi­nüri ve yüksek ateşle karakterizedir. Toksinli bakla yenildikten 24-48 saat sonra etkisi görülür. Zehirlenme taze çiğ baklanın yenmesi ile olur. Bakla pişirildiği zaman toksinin etkisi kalmaz. Favizme neden olabileceği düşü­nüldüğünden süt çocukluğu döneminde bakla önerilmez.

 

Tamamlayıcı besinlere başlarken;

 

Gelişimi normal ve sadece anne sütü alan bebeklerde, altı aydan önce tamamlayıcı besinlere başlanmamalıdır.

Emzirmeye devam ederken , altıncı ayda küçük miktarlarda tamamlayıcı besinlere başlanmalı ve çocuklar büyüdükçe miktarlar arttırılmalıdır.

Besin bebeğin yaşına ve sindirim özelliklerine göre ayarlanmalı.

Bir kerede , birden fazla besine başlanılmamalı , yeni besin birkaç gün sonra verilmeli

Her yeni besine , birkaç tatlı kaşığı gibi küçük miktarlarda başlanmalı ve bebekte besine bağlı değişimler izlenerek yavaş yavaş arttırılmalıdır.

Eğer bebek yeni denenen besinin lezzetini beğenmedi ise ya da ishal , kusma oluştuysa beklenmeli ve kısa bir aradan sonra tekrar denenmelidir.

Yeni besin , bebek açken verilmelidir. Gündüzleri verilmeli çünkü allerjenik etki olduğunda anne gözlemleyebilsin. Yedirdikten sonra emzirirseniz bebeğin sindirimine yardımcı olursunuz.

Mevsimlik alerjiler , işyerinde veya okulda günlük hayatınızda uyku sorunları yaratır ve üretkenliğimizi azaltabilir. Aynı zamanda stres ve sıkıntı yaşatır. Alınan ilaçlar ise aşırı susama , ağız kuruluğu ve uyuşukluk gibi istenmeyen yan etkilere sahiptir.  Mevsimsel allerji semptomlarını azaltmak için bazı doğal yollar mevcuttur.

Alerji mevsimine girdiğimiz şu günlerde hapşırma olasılığınız daha aza inebilir.  Florida Gıda Ve Tarım Bilimleri Enstitüsünün yeni üniversitesi araştırması, probiyotik kombinasyonları  alerji mevsimleri süresince alınırsa , bahar nezlesi semptomlarının azaldığını göstermekte olduğunu savunuyor.

Birçok yayınlanmış araştırma, probiyotiklerin alerjilere karşı vücudun bağışıklık sistemini düzenleme yeteneği gösterirken , her probiyotik türünün de fayda sağlamadığını göstermekte. Yapılan çalışmalarda Allerjiler için tüm probiyotikler işe yaramıyor sonucuna varıldı.

Bilim adamları, laktobasillerin ve bifidobakterilerin probiyotik kombinasyonunun sindirim sağlığını ve bağışıklık sistemini korumaya yardımcı olduğunu söylüyor Aynı zamanda da probiyotiklerin insan vücudunun düzenleyicisi olan T hücrelerinin yüzdesini arttırarark bahar  nezlesi semptonlarını azaltabilir düşüncesine vardılar ve bunun üzerine bir çalışma yaptılar.

Bu çalışmayı yapmak için , mevsimsel alerjilere maruz kalan ve rastgele 2 gruba ayrılan 173 sağlıklı erişkinleri kayır ettiler. Bazıları probiyotik kombinasyonu alırken bazıları plasebo aldılar. 8 haftalık deney boyunca her hafta katılımcılara rahatsızlık düzeylerini anlayabilmek için anket yapıldı. Bilim adamları ayrıca bakterilerin nasıl değiştiğini anlamak amacıyla  kişilerden gaita numunelerini analiz ettiler. Böylece probiyoriklerin bağırsakta yararlı bakterileri geliştirip geliştirmedğini takip ettiler.  Bu deney bahar dönemi boyunca uygulandı.

Çalışmada , probiyotik kullanan katılımcılar, plasebo alanlara kıyasla yaşam kalitelerinde iyileşme olduğunu bildirdiler. Katılımcılar daha az alerji ile ilgili burun sıkıntısı yaşadılar böylece günlük hayatlarında daha az sıkıntılı oldukları anlamına geldi.

 

 

Araştırmacılar bu çalışmanın şiddetli allerjik hastalığı içermediğini belirtti. Langkamp -Henken, bu probiyotik kombinasyonu , daha hafif mevsimsel alerjilere sahip kişiler için klinik yarar sağladığını vurguladı.

 

 

Mercimek , fasulye , yağlı tohumlar ve tahıllar gibi bitkisel proteinler bu yıl da trend besinler arasında.

Peki bitki proteinleri neden yükselişte?

Araştırmalar, bitki bazlı diyetlerin kalp hastalığı , obezite , hipertansiyon , tip 2 diyabet ve bazı kanser türleri açısından daha düşük riskli olduğunu göstermiştir.

Tüketiciler ve beslenme uzmanları arasında bu besinlerin protein oranları yeter olup olmadığı hakkında karışıklıklar var. Yeterli protein almak için diğer protein kaynaklarıyla bebraber kullanmaya gerek var mı?

Proteinler aminoasit zincirlerinden yapılır, bazıları vücutta üretilirken bazıları üretilmez. Vücutta üretilemeyen aminoasitlere esansiyel aminoasit denilir ve bunlar  histidin, izolösin, lösin, lisin, metiyonin, fenilalanin, treonin, triptofan ve valin olmak üzere 9 tanedir. Bir aminoasidin düşük yada yüksek olması proteinin kalitesini belirler. Bu aminoasitler bitkisel proteinlerde de bulabilir hayvansal proteinlerde de.

Tüm bitkisel besinler her aminoasidin en azından bazılarını içerirler. Genel olarak bakliyatlar metioninden , bulgur gibi diğer bitkisel besinler ise lizinden kısıtlıdır. Vegateryan kişilerin bunları aynı öğünde birleştirerek tükettiğinde tamamlayıcı proteinleri elde etmiş olurlar.

Bitki proteinleri vücudun gerekli aminoasit ihtiyacını karşılayabilirler mi?

Evet karşılayabilir. Sporcu ve sapkopeni gibi spesifik ihtiyaçların farklı olabileceğini belirtmekle birlikte hem protein kalitesi hem de miktarı önemlidir. Örneğin , soya proteini ve kas senteziyle ilgili çok sayıda araştırma yapılmış olup sporcular için altın bir alternatif kabul edilen peynir altı suyu ile karşılaştırılabilir niteliktedir. Böylece bitki proteinlerine dayanan iyi planlanmış bir diyet besin ihtiyacını karşılayabilir.

Lizin , vegan diyetlerinde sınırlıdır. Ve diyetteki lizin miktarı total proteinden daha önemlidir. Yeteri kadar lizin almanız demek yeterli total protein almış olacaksınız demektir. Tofu , tempeh , soya fasulyesi  en yüksek lizin kaynaklarıdır ve sırayı baklagiller takip eder. Kinoa , amarath , fıstık ve kabak çekirdekleri de iyi kaynaklardır. Bu nedenle vegan diyetlerinde günde 3 porsiyon bakliyat öneriyoruz. Takviye olarak soya proteini de kullanılabilirler. En çok izole edilmiş soya proteini sindirilmektedir.

Veganlar , bitki proteinlerinin sindirilebilelirliği daha az olduğu için protein alımlarını biraz daha yüksek tutmaları gerekmektedir.  Tüm bitkisel proteinler hayvansal proteinlere göre daha az sindirilirler. Bu nedenle %10 daha fazla protein almalarını istiyoruz. Kg başına 1-1.1 g protein sindirebilirliği telafi etmek için uygun bir miktardır.