Yazılar

 

Obezite Cerrahisi morbid obeziteyi gidermek amacıyla yapılan cerrahi müdahelelerin tamamnına verilen isimdir ve tıpta “bariatrik cerrahi” denilmektedir.

Obezite cerrahisi son dönemlerin gözdesi olmuştur. Kimileri için sihirli bir değnek olsa da obezite çözümü için son basamak olarak düşünülmemelidir. Ameliyat sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak için bir araç şeklinde düşünülmelidir.

Bariatrik cerrahi beslenme alışkanlıklarını bir ömür boyu değiştirecek köklü bir değişim sürecidir. Bu nedenle ameliyat oldu bitti diye düşünülmemeli ameliyattan sonraki 1 yıllık alışma sürecini sağlıklı bir şekilde tamamlanmalıdır.

Bu dönemde ;

  • yağ yerine kas ağırlığından gitmemesi
  • metabolizmanızın yavaşlamaması
  • mide hacmimize göre beslenmek
  • safra kesesi taşı, gut hastalığı ,böbrek taşı ve kronik böbrek yetmezliği gibi sorunlarla karşılaşmamak
  • bir ömür boyu sağlıklı beslenme alışkanlıkları
  • tekrar kilo almama
  • yeterli protein aldığından emin olmak
  • yeterli sıvı almak için diyetisyen desteği şarttır.

Bariatrik cerrahiyle ilgili birçok şey okumuş olabilirsiniz fakat beslenme tedavisine alışma süreci çok önemlidir. Bariatrik cerrahi sadece zayıflama olarak değil sağlıklı yaşam için bir adım olarak algılanmalı.

Ameliyat sonrası beslenme terapileri 4 ayrı kısımdan oluşur. Bu beslenme terapilerinin düzenli şekilde yapılması beslenme alışkanlıklarının kalıcı olmasında büyük etkisi vardır.  Obezite ameliyatı  sonrasında ameliyat türüne göre size uygun protein ihtiyacını göre  beslenme uzmanımız size uygun beslenme programı oluşturmaktadır. Her hasta kendine özeldir. Başka bir hastayı rahatsız etmeyen besin sizi rahatsız edebilir.

EVRE 1 – BERRAK SIVI DÖNEM ( AMELİYATTAN SONRAKİ 1 HAFTA )

Ameliyat ertesi günü: berrak sıvılar
su , elma suyu, şekerisz komposto , tanesiz et tavuk suyu , bitki çayları bütün içecekler berrak , pipetten geçebilecek kıvamda ve posasız olmalıdır.
Yudumları alarak başlayın ve rahatsızlık hissetmediğiniz sürece aldığınız miktarları arttırın.
Kusmaya yol açacak kadar büyük yudumlar almayın.
Gazlı ve kafeinli içecekler içilmeyiniz.
İçecek olarak komposto, açık çay , ıhlamur , et suları en iyi seçeneklerdir.
Gereksiz kalori yükü olan ıce tea, şekerli meyve suları gibi hazır ürünlerden kaçınılmalı.
Yağsız yada yarım yağlı süt tüketebilrsiniz. Gaz şikayeti olanlar soya yada laktozsuz süt tükletebilirler.
Protein tozlarıyla hazırlanan yağsız çorbalar,ayran, yoğurt ve kefir içilebilir.
Nispeten kıvamlı tanesiz çorbalar ( et suyu çorbaları) da eklenebilir.

EVRE 2-KOYU SIVI DÖNEM ( 2. HAFTA )
Koyu kıvamlı meyve suları (şeftali, portakal, ananas gibi), blenderize edilmiş etsiz çorbalar ( tarhana , domates gibi ) içebilir, kurubaklagil içeren çorbalardan uzak durunuz. Çümkü mercimek ve ezogelin çorbaları gaz yapabilme ve sizi rahatsız edebilme imkanı olduğundan dolayı tüketmeyiniz.

EVRE-3 İNCE KIVAMLI PÜRELER (blenderize edilmiş )
Bu aşamada gıdaların çok parçacıklı ve iyi blenderize olması çok önemli.
Bu dönemde yavaş yeme alışkanlığını geliştirmelisiniz. Bir kaç kaşık aldıktan sonra rahatsız olmuyorsak yemeye devam etmeliyiz.
Sıvılar midemizi çabuk terkedeceğinden dolayı çabuk acıkma hissine neden olur. Bu nedenle bu dönemde sıvıları azaltmalıyız. Bu geçiş aynı zamanda beslenme alıskanlıklarının oturması için bir fırsattır. Eğer kişi bu dönemde katı besinlere geçiş yapmazsa , sıvı hacminin giderek arttığını ve açlık hissinin daha belirgin olduğunu farkedecektir.
Yemeyi doyduğunuz anda bırakmalısınız.
Günde 4-6 öğün yemelisiniz.
Her öğünde protein almaya çalışın.
Çeşitli sebze meyve ve kurubaklagil püreleri( kurubaklagil rahatsız ederse kesilebilir)
Yumuşak süzme peynir,yoğurt ile karıştırılmış lor peyniri, yağsız ve tuzsuz kahvaltılık lor peynirleri , yulaf ezmesini sütle pişirerek tüketebilirsiniz
Az pişmiş yumurta beyazı tüketebilirsiniz
Bebek mamalarını ( öğünde 10 g dan az şeker içerenler ) da tüketebilirsiniz.

EVRE-4 KOYU KIVAMLI PÜRELER (4-5 hafta)
Burda önemli olan her ana öğünde protein kaynağı tüketilmelidir.
İyi haşlanmış kabukları soyulmuş çatalla rahatlıkla ezilen sebze ve meyveler.
Tavuk ve hindi eti püresi
Suyunu tam çekmemiş ve kurumamış kıyma
Ton balığı ve kılçıksız balık etlerini tüketebilirsiniz.

EVRE-5 NORMAL BESLENMEYE BAŞLANGIÇ (POSTOP 6 HAFTA )
Bu dönemde midenizi dinlemeyi öğrenmeniz gerekir.
Besinleri çok çiğneyip yutarak rahatsız olup olunmadığına bakılmalı. Eğer midenizde bi rahatsızlık hissetmiyorsanız yemeye devam edebilirsiniz.
İyi haşlanmış tavuk ve hiindi eti,balıklar, çiğ kabuksuz meyve ve salatalara da tolere edilebiliyorsa başlanılabilir.
Büyük parça bonfile , antrikot , biftek gibi zor çiğnemeli etleri 5 aydan sonra tüketmelerini öneriyoruz
Öğünlerde sıvı ile katıları beraber tüketmiyoruz. Özellikle kahvaltı yanına çay kahve içmemek sizi zorlayabilir.

SIVI TÜKETİMİ
En iyi içecek kalorisiz, karbonhidratsız ve kafeinsiz olandır.
Günlük sıvı tüketimi 1,5 litreyi tamamlamaya çalışınız.
yeterli sıvı alınmadığında kabızlık problemi yaşanılabilir
Yemeklerden 30 dk önce ve sonra , yemek sırasında sıvı alınmamalı
Katılarla sıvılar bir arada alınmamalı.

Eğer su içemiyorsanız meyve ve tarçın ekleyerek tatlandırabilirsiniz.
Gazlı içececkler mide hacminizi zorlayacağı için kesinlikle kaçınılmalıdır.
Alkol hem az miktarda fazla kalori içerdiğinden hem de mide mukozasını tahriş ettiğinden en az 2 yıl tüketilmemelidir.

PROTEİN ÖNEMİ
Ameliyattan sonra

  • yaraların iyileşmesi
  • yağsız kas kütlesinin korunması
  • enzim ve hormon sistemlerinin işlemesi
  • tokluk hissinin oluşmasında etkilidir
    günlük 60-80 g alınmalıdır
    ilk 5-6 ay protein desteği elzemdir , zamanla besinlerle alınan protein oranı artııkça azaltılır.

Obezite cerrahisi hastaları öncelik olarak whey proteini daha sonra soya ve yumurtayı tercih etmelidir. Bitkisel proteinleridaha sonra tercih edilmelidir.
Laktoz intoleransı olanlar hazır protein shakeleri yerine izole whey proteinleri tercih ediniz.
Protein oranı en az 15 g olan 150-200 kkal aralığında olan şekersiz olan shakeleri tercih ediniz. Eğer tüketmede zorluk çekiyorsanız güvenilir bir tatlandırıcıyla genellikle stevia yada meyveyle tatlandırmayı deneyin.

Kuruyemişler
Obezite cerrahisi işlemi olmuş hastalarımız için öncelik proteinli besinlerdir. Kuruyemişler her ne kadar protein ağırlıklı olsa da kalorisi yüksek besinler grubunda olduğu unutulmamalıdır. Kuruyemişler 3. aydan itibaren beslenme uzmanınıza danışarak tüketebilirsiniz.

Kafein
Kafein diüretik( idrar söktürücü) etkisinden dolayı , özellikle ameliyat sonrası erken dönemde dehidratasyon ( vücudun sıvısız kalması) görülebilir.
Kafein yemek borusu alt kas tonusunu gevşettiği için reflü şikayetlerinde artma ve buna bağlı olarak rahatsızlık hissi oluşturma söz konusu olabilir.
Eğer ameliyattan sonra kahve alışkanlığınızı azaltmada sorun yaşıyor iseniz decafe ( kafeinsiz kahve) diyetisyeninize danışarak kullanabilrsiniz.

EGZERSİZ
Ameliyattan sonra aktif bir hayat tercih etmelisiniz.
Hafta yürüyebilir alışveriş merkezi gezebilirsiniz.
2 Haftadan sonra nabzını hızlandıracak yürüyüşler yapabilirsiniz.
15 günden sonra yüzme , koşu
2 aydan sonra ise fitness, plates gibi sporlar yapabilirsiniz.

KABIZLIK

Obezite hastalarında kabızlık hgörülmesi nedenleri;

  • yetersiz gıda alımı ve su tüketimi
  • yetersiz fiziksel aktivite
  • kabızlığı önleme yöntemleri
  • yetersiz su alımı
  • diyette yetersiz lif alımı

 

Muz , patates , peynir gibi kabızlığa neden olan besinlerden bu döenm içerisinde uzak durun.
Sabah aç karna ılık su tüketin.
Şekersiz kuru erik ve kayısı hoşafı barsak hareketlerinizi arttırır.
Hergün aynı saatte probiyotikli ürün ( aktivia , kefir gibi) tüketebilirsiniz.
Ana öğünler protein ağırlıklı olduğu için ara öğünlerde meyve sebze gibi besinler tüketerek lif oranlarınızı arttırın.

ÖNERİLER
Önerilen porsiyon ve gıda önerilerine sıkı sıkıya uyun.
Açlık hissetmeseniz bile günde 3 öğün yiyin.
Öğünler arasında açlık hissedersiniz ilk önce su içip bunun susuzluk olmadığıı netleştirin. Hala açlık hissediyorsanız sağlıklı ara öğünler tüketin.
Yavaş yiyin ve olabildiğince çiğneyin.
Bir masada yeme düzeni şeklinde yiyin. Her lokmadan sonra çatal ve kaşığınızı masaya koyma alışkanlığı edinin.
Tokluk hissettiğiniz ilk anda yemenizi bitirin
Öğünlerde sıvı tüketmeyin.
Eski beslenme alışkanlıklaınızı bırakın. Bu dönemin geçici değil bir ömür sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirin.

Vitaminler, vücutta bir çok farklı fonksiyonu olan ve genellikle besinlerle alınması gereken mikrobesinlerdir. Hücre çoğalması ve diferansiyasyonu üzerindeki etkileri ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır.

Vitaminlerin kanser hastalağında genel işlevi; karsinojen oluşumunu önlemek, detoksifikasyonu artırmak, hücre replikasyonu, malignansiyi ve denetimi kontrol etmek ve hücreler arası iletimi sağlamaktır.

Oksidatif stresin kansere neden olabileceği bilinmektedir. Yapılan bir çalışmada ise antioksidan takviyesi alan gastrointestinal kanserden ölüm oranları incelenmiştir. Sonuç olarak antioksidan takviyesi alanlarda gastrointestinal kanseri önleyebileceğine dair kanıt bulunmadı hatta genel mortaliteyi artırdığı saptanmıştır

Meme kanserli kadınların antioksidan vitamin alımının hastalığının tekrarının azalmasını ve mortalitesini durdurmuştur. E vitamininin kullanımı (10-40mg ve 40 mg‘dan fazla) ve C vitamini alımı (60-500 ve 500 mg ‘dan fazla) ile hastalık oluşumu ters etki göstermiştir. Tanı konulmadan önce, ya C ya da E vitaminlerinden birinin dört yıl veya daha uzun süre kullanılmasının güçlü ve önemli düzeyde riski durdurduğu savunulmaktadır. Tanıdan sonra E vitaminini alımının ise hastalık riskini tekrarladığı ve mortaliteyi kısmen azalttığı ancak tek başına C vitamininin bunu yapamadığı saptanmıştır. Antioksidanların uzun süreli kullanımı meme kanseri riskini ve tekrarını azaltmaktadır

A VITAMINI VE KANSER

Dermatoloji literatüründe, A vitamininin foto hasarlı deride kanser gelişimini önleyici etkilerini , β karotenin ultraviyoleyeye bağlı deri kanseri gelişimini engelleyici etkilerini karotenoidlerin ultraviyole eritemine karşı koruyucu etkilerini (en az 10 hafta kullanımından sonra) gösteren çalışmalar bulunmaktadır

Meme, baş ve boyun, akciğer kanseri, pankreas kanseri gibi pek çok farklı kanser türünde yapılan gözlemsel ve randomize çalışmalarda, kemoterapi-radyoterapi tedavisi ile ortaya çıkan yan etkilere karşı A vitamininin etkinliği incelenmiş. Hayatta kalma süresi ve tümör cevabının artmasının yanı sıra, yan etkilerin azaldığı gözlenmiştir

Sebze ve meyveden zengin beslenenlerde, özellikle karotenden zengin beslenenlerde servikal kanser görülme oranı çok düşüktür

Düşük seviyede A vitamini alımı gibi immün fonksiyonları baskılayan durumlarda enfeksiyöz hastalık ve kanser riskinde artış olduğu gösterilmiştir.

 

D VİTAMİNİ VE KANSER

Laboratuvar çalışmalarında D vitaminin kanser kültür hücreleri üzerinde yapılan araştırmalarda D vitamininin kansere karşı koruyucu etkisi olduğu görülmüştür.

Kolon, prostat ve meme kanseri insidansının UV ışınlarının bol olduğu bölgelerde daha düşük olduğu gösterildi. Bununla birlikte, bu çalışmaların çoğu klinik çalışmalar olup, güneş ışınlarından yeterince faydalanamayan dolayısıyla D vitamini düzeyi düşük olan ülkelerde yapılmıştır. 1095 erkek olguyu içeren bir çalışmada serum 25 (OH) D düzeyinin 25 nmol/L’nin üzerinde bulunmasının total kanser insidansını %17 oranında azalttığı bildirilmiştir. 16.818 erişkini içeren geniş ölçekli bir başka çalışmada total kanser mortalitesi ile D vitamini arasında bir ilişki saptanmamıştır. Diğer yandan oral D vitamini alımı ile kanser sıklığı, kanser tiplerine göre farklılık göstermektedir. Örnek olarak; D vitamini desteği sağlananlarda meme kanseri riski düşük bulunmuş iken, kolon ve prostat kanserlerinde sonuçlar farklılık arz etmektedi
Bir çalışmada D vitamini düzey ile kolorektal kanser sıklığı arasında ters bir ilişki saptanmıştır. Bu çalışmada serum 25(OH)D düzeyi 80 nmol/L nin üzerinde bulunan olgularda, 50 nmol/L nin altında olanlara göre kolorektal kanser sıklığında %72 oranında azalma saptanmıştır.

E VİTAMİNİ VE KANSER

Epidemiyolojik çalışmalar E vitaminini akciğer ve serviks kanseri riskini azalttığını göstermektedir. Bunla beraber yüksek dozda alınan vitamin erkeklerde akciğer kanser riskini azaltmadığını göstermektedir. Takip edilen bir çalışma verileri E vitamini desteğinin prostat kanser riski ile ilintili olmadığını ancak sigara içenlerde prostat kanser riski ile ters ilntili olduğunu göstermektedir. Bunlar E vitamini desteği alan %34’u prostat,%16’sıda kolorektal kanserli erkek sigara içenlerden geniş klinik çalışmalarla desteklenen verilerdir.

Prostat, meme, cilt ve akciğer kanserlerini içeren bazı kanser çeşitlerinde Vit E’in kanser büyümesini durdurabildiği ve çeiitli dozlarda kemoterapodik ajanlar verilen farelerde prostat tümörlerinin büyümesinin Vit E tarafından yavaşlatıldığını bildirilmiştir

Hindistan’da yapılan bir çalışmada da oral kanserli grupta plazma E ve C vitamin konsantrasyonlarının anlamlı derecede daha düşük olduğu tespit edilmiştir

C VİTAMİNİ VE KANSER
Diyette günlük yeteri miktarda alınan E ve C vitaminlerinin %30 oranında hastalık riskini azalttığı belirtilmektedir. Yetersizliğinde; ozofagus, mide, larinks ve serviks kanser riskini artırmaktadır. Limon suyu gibi vitamin içeriği yüksak yiyecekler ise mide kanserlerinden koruyucu olmaktadır.
Epidemiyolojik çalışmaların sonucunda, diyette bol miktarda sebze meyve tüketimiyle alınan C vitaminin mide kanseri riskini azalttığı ve olasılıkla ağız, farinks, ozofagus, akciğer, pankreas ve serviks kanser riskini durdurduğu ortaya çıkmıştır.

2030 yılında 24 milyon insan kansere yakalanacaktır.17 milyon insan aynı yıl yaşamını kanser nedeniyle yitirecektir. 75 milyon insan ise kanser ile yaşıyor olacaktır. Bu artışın %75’inin ülkemizin de içinde bulunduğu gelişmekte olan veya gelişmemiş ülkelerde ortaya çıkacak olması ülkeleri kanseri önleme programlarına ağırlık verilmesini zorunlu tutuyordu. Sebze ve meyve tüketimi artırılması öncelikli alınması gereken önlemlerden biridir.

Meme kanserli kadınlarda antioksidan vitamin alımının hastalığın tekrarını azaltmış ve mortaliteyi durdurmuştur.

Statinler kardiyovasküler hastalığın önlenmesi için diğerinden daha iyi mi?

Aterosklerotik kardiovasküler hastalıklar  (ASCVD), Birleşik Devletlerde erken ölüm ve sakatlığın önde gelen nedenidir. KVH riskini azaltma yolları konusunda tavsiyeler çok. Öyleyse, ateroskleroz ve KVH’yi önlemenin en iyi yöntemi nedir?

Diyet değişiklikleri kandaki kolesterol düzeylerini, bazen de önemli ölçüde azaltabilir. Statinler gibi ilaçlar da etkili olduğu kanıtlanmıştır. Ama hangisi en iyisi? İlaca başlamadan önce diyet değişmeli mi? Statinler daha liberal olarak reçetelenmeli mi? En iyi sonuç için diyetler ve ilaçlar birlikte mi kullanılmalı?

Yüksek kolesterol düzeylerine uzun süre maruz kalınması riski artırır; bu nedenle hastalar önleyici tedbirleri alması gerekir.  Statinler, CVD gelişimini önlemek için LDL kolesterolü düşüren yaygın olarak kullanılan ilaçlardır. Aslında, kalp krizi veya inme riskini azaltarak kolesterol düşüren tek ilaçtır. Bu nedenle statinler etkili bir şekilde LDL kolesterolü düşürmekle kalmaz, aynı zamanda bir kalp krizi geçirme riskini azaltan ve ölümcül olmayan ve ölümcül büyük vasküler olayları önleyen açık kanıtları vardır. Bununla birlikte, yarar derecesi kişinin risk profiline, LDL azalmalımına ve tedavi süresine ve düşük yoğunluklu, orta şiddette yoğunluklu veya yüksek yoğunluklu statin tedavisine bağlıdır.

Yoğunluk kullanılan statin dozajına dayanır; risk ne kadar yüksekse, önerilen doz da o kadar yüksektir. Statinlerin kanser, enfeksiyon, solunum yolu hastalığı ve aritmilerin riskinde azalma gibi diğer sağlık yararları sunabileceğine dair bazı raporlara rağmen, bu diğer yararların ortaya çıktığı kesin kanıt bulunmamaktadır. Lipitor, Mevacor, Crestor ve Zocor gibi statin ilaçları, karaciğerin kolesterol üretimini yavaşlatarak LDL kolesterolü% 20 ila% 50 arasında düşürür. Ayrıca karaciğerin zaten kanında olan LDL kolestrolünü çıkarma kabiliyetini arttırırlar.

Bir hastanın  kalp krizi veya inme riskini, www.cvriskcalculator.com adresindeki American Heart Association (AHA) / ACC risk hesaplayıcısını kullanılarak çevrimiçi olarak hesaplayabilir. Ayrıca iTunes’da bir uygulama olarak da mevcuttur. Hesap makinesi  kalp hastalığı ve inme öyküsü olmadığını varsayar. Kilo veya fiziksel aktivite hesaba katılmaz.  Hesaplama toplam kolesterol ve HDL kolestrol, kan basıncına, bir kişinin yüksek tansiyon tedavisi alıp almadığına ve sigara ve diyabet durumu üzerine kuruludur. Hesaplayıcı, kanıt eksikliğinden dolayı, 40 yaşından küçük veya 79 yaşından büyük ya da toplam kolestrolü 320 mg / dL’den yüksek olan kişiler için KVH riskini tahmin edemez.

Bununla birlikte, yeni görüşlerde, statin tedavisi ailesel hiperkolesterolemili çocuklarda etkili bir lipid düşürücü tedavisi olabilir. Sonuçlar, statin tedavisinin kısa vadede çocuklar için güvenli olduğunu buldu; ancak uzun vadeli güvenlik konusu çalışılmadı. Statinler ile tedavi edilen çocuklar dikkatle izlenmelidir.

UCLA’da tıp profesörü ve Ahmanson-UCLA Kardiyomiyopati Merkezi direktörü olan Gregg C. Fonarow, “Kalp-sağlıklı bir diyet de dahil olmak üzere yaşam tarzını, kardiyovasküler risk düzeyinden bağımsız olarak benimsenmelidir” diyor. Son yıllardaki araştırmalar, diyet değişikliklerinin genetik olarak bu duruma yatkın insanlarda bile ASCVD riskinde büyük bir fark yaratabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, “olumlu” bir yaşam tarzı (sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, sigarayı bırakma, aşırı kilo olmak üzere dört sağlıklı yaşam biçimi faktörünün en az üçünü gerektirir), olumsuz bir yaşam tarzına kıyasla önemli ölçüde daha düşük koroner olay riski ile ilişkilendirilmiştir. Yüksek genetik riski bulunan katılımcılar arasında olumlu bir yaşam tarzına sahip olan kişilerde  koroner olay riski% 46 daha düşüktür.  Bu tek başına diyetin sonucu değildir, diyet büyük bir faktördür. Akdeniz tarzı diyetlerin LDL kolesterolü düşürdüğü herkes tarafından bilinmekte. The New England Journal of Medicine’nin 4 Nisan 2013 tarihli sayısında yayınlanan bir başka araştırmada Akdeniz diyetinin yüksek riskli insanlarda birincil KVH önleme ile ilişkili olduğu tespit edildi. PREDIMED çalışmasının bir parçası olarak (Prevención con Dieta Mediterranea), sızma zeytinyağı ya da fındık ile desteklenmiş bir Akdeniz diyeti, bir İspanyol nüfusta önemli kardiyovasküler olayların görülme sıklığını önemli ölçüde azalttı.

AHA’nın önerdiği risk azaltıcı diyet modeline uymayı başarmak, hastaların kültürel, ekonomik ve sosyal faktörleri dikkate alarak tercih ettikleri gıdaları seçmelerine yardımcı olmak suretiyle başarılabilir. AHA beyanı, kalori gereksinimlerini karşılayan fakat aşmayan besleyici  seçimler düşünüldüğünde, bireyler daha fazla kilo kontrol hedefi elde edebileceklerini söylüyor. Washington, Puget Sound’daki VA’daki evde birincil bakım programında Beslenme ve Diyetetik Akademisi ve lider diyetisyen sözcüsü Angel Planells, MS, RDN, CD’ye göre “Vatandaşları yıllık sağlık kontrollerini olmak için cesaretlendirmeli ve bir diyetisyen, riski azaltmak için bir statinler eklemeden önce  diyetle başarmasını sağlaması  harika bir yol olabilir “dedi.

Kan kolesterolünü düşürmek ve ASCVD riskini azaltmak için AHA ve ACC’nin 2016 ortak tavsiyelerinde 2.000 kcal diyet * için şunlar bulunmaktadır:

• Meyveler: 2 porsiyon / gün
• Sebzeler: 400 g
• Fasulye ve bezelye:  2gün / hafta
• Tam tahıl: günde 3 porsiyon
• Fıstık, tohumlar, baklagiller: 150g/ hafta
• Yağsız veya az yağlı süt: 3 fincan / gün
• Lif: 31 g / gün
• Sodyum: 1,787 mg / gün
• Doymamış yağlar: 3 yemek kaşığı / gün
• Şekerler eklendi:  2 yemek kaşığı  / gün
• Balık: 250 g  / hafta
• Et, tavuk eti ve yumurta: 500g / hafta **

Diyet Mi Statinler Mi?

Bu sorunun cevabı o kadar basit değildir. Çünkü tek bir cevap yok. Diyet veya statinlerin en iyi olup olmadığı bireysel hastalara, risk profiline ve uzun vadede hangi yaklaşıma bağlı kalacaklarına bağlıdır. Carson, bazı popülasyonların risk azaltma Akdeniz tarzı bir diyet izlemeye motive olabilmesine karşın, diğerlerinin normal diyet modellerinden böyle bir değişikliğe teşebbüs etme arzusu olmadığını söylüyor. Fonarow, “10 yıldan fazla% 5 veya daha fazla riski (risk hesaplayıcısı kullanan) olan bireyler için statin tedavisi önerilir ve statinlerin yaşam tarzı değişiklikleri ile birlikte uygulanması önerilir” diyor Fonarow. Fakat bireyin yaşam biçiminin ne kadar değişeceğini tahmin etmek imkansızdır.

Statin tedavisi ve diyet değişiklikleri, üçte ikisi  olarak düşünülür – üçüncü faktör, fiziksel aktivite ve sigara içmeme gibi diğer yaşam tarzı faktörleridir. Carson, “Statinlerin riski azaltmada etkili olduğunu gösteren bir dizi çalışma var, ancak çoğu tedavinin bir parçası olarak kalp dostu bir diyet dahil ediyor” dedi. Ve statinler genellikle diyetten bağımsız olarak kan kolestrolünü düşürürken, Carson bu olgunun statin kullanan hastalarda bazen değişen tutumlara dikkat çekerek bu olgunun bir algılama problemi olabileceğini söylüyor. “Şimdi sosisli yiyebilirim, çünkü endişelenmene gerek yok, çünkü bir statin alıyorum” diyebilir.

Buna ek olarak, yağlı diyet gruplarının kolesterolün iyi olduğunu, yani yüksek kolesterolü olması iyi olduğu fikrini ileri sürerek internette hatalı ve yanlış bilgiler bulunmaktadır.  Bu tüketici kitlesine ek olarak büyük ilaç firmalarına olan güvensizliğe neden olmakta ve insanlar genellikle statinlerden kaçınmaya isteklidirler ve sağlık sonuçlarına bakılmaksızın kolestrolü düşürmek için yalnızca diyet ve egzersize güvenirler.

Sonuç
Risk profilinden bağımsız olarak herkesin, ASCVD’nin gelişme veya kötüleşme olasılığını azaltmak için kalp dostu bir diyet de dahil olmak üzere yaşam tarzı değişiklikleri yapması gerektiği göz önüne alınmalıdır. Statinlerin  eklenip eklenmemesi bir hastanın sağlık hizmeti sunucusu tarafından belirlenmesi gereken şeydir. Ancak, bireylerin, statinlerin kolesterolü düşürmede ve kalp rahatsızlığı riskini azaltmada etkili olduğu halde, riski azaltmak için kalp dostuı bir diyetin artık gerekli olmadığı anlamına gelmez.

Damarlarımızdaki kan dolaşım sırasında bir basınç oluşturur. Bu basınç alınan gıda , yapılan işe göre gün içerisinde değişiklik gösterebilir. Gün içinde kan basıncının belirli bir süre yüksek olması, yüksek tan­siyon (hipertansiyon) olarak tanımlanır.  Kan basıncının 120-129/80-84 mmHg olması normal, 130-139/85-89 mmHg olması yüksek normal tansiyan olarak adlandırılır. Kan basıncının 140/90 mmHg’nın üzerinde olması hipertansiyondur.
16 yılda 2.600’den fazla erkek ve kadını takip eden yeni bir araştırma, daha az sodyum tüketmenin düşük tansiyon ile ilişkili olmadığını buldu. Yeni bulgular,sodyum limitlerini tartışmaya yönlendirdi. Amerikalılar için 2015-2020 Beslenme İlkeleri sağlıklı insanlar için sodyum alımını günde 2,300 mg’a kadar sınırlandırılmıştı. Araştırmacılar  30-64 yaşları arasında 2.632 erkek ve kadını izledi. Çalışmanın başlangıcında katılımcıların kan basıncları normaldi. Bununla birlikte, önümüzdeki 16 yıl boyunca günde 2.500 mg’dan daha az sodyum tüketen katılımcıların yüksek miktarda sodyum tüketen katılımcılara göre daha yüksek kan basıncına sahip olduklarını farkettiler.

Son birkaç yıldır yayınlanan diğer büyük araştırmalar, sodyum ve kardiyovasküler risk arasında farklı sonuçlar ortaya çıkmıştır.  Düşük sodyum diyetleri olan kişiler (Amerikalılar İçin Diyet Rehberleri tarafından tavsiye edildiği gibi) ve sodyum alımının çok yüksek olduğu (ortalama Amerikalıların aldığı alıcının üzerinde) kişilerde  kalp hastalığı riski daha yüksek olduğu bulunmuştur. Araştırmalar ayrıca potasyum , kalsiyum ve magnezyum alınmları yüksek olan kişilerde uzun vadede daha düşük tansiyona sahip olduklarını gösteriyor.Framingham’da, sodyum  (ortalama günde 3,717 mg) ve potasyumun (ortalama günde 3,211 mg)alan kişiler en düşük kan basıncına sahiplerdi.

Bu çalışma ve diğerleri, özellikle kan basıncında ve muhtemelen kardiyovasküler sonuçlarda daha yüksek potasyum alımının önemine işaret ediyor.Moore, bu araştırmanın Amerikalılar için mevcut Diyet Kılavuzlarının artan alım miktarlarının önemine yeniden odaklanmasına yardımcı olacağını umuyor. Sağlıklı bir kan basıncını korumak amacıyla potasyum, kalsiyum ve magnezyum bakımından zengin gıdalar ile beslenilmesi gerektiğini vurguluyor.