Yazılar

 

Obezite Cerrahisi morbid obeziteyi gidermek amacıyla yapılan cerrahi müdahelelerin tamamnına verilen isimdir ve tıpta “bariatrik cerrahi” denilmektedir.

Obezite cerrahisi son dönemlerin gözdesi olmuştur. Kimileri için sihirli bir değnek olsa da obezite çözümü için son basamak olarak düşünülmemelidir. Ameliyat sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak için bir araç şeklinde düşünülmelidir.

Bariatrik cerrahi beslenme alışkanlıklarını bir ömür boyu değiştirecek köklü bir değişim sürecidir. Bu nedenle ameliyat oldu bitti diye düşünülmemeli ameliyattan sonraki 1 yıllık alışma sürecini sağlıklı bir şekilde tamamlanmalıdır.

Bu dönemde ;

  • yağ yerine kas ağırlığından gitmemesi
  • metabolizmanızın yavaşlamaması
  • mide hacmimize göre beslenmek
  • safra kesesi taşı, gut hastalığı ,böbrek taşı ve kronik böbrek yetmezliği gibi sorunlarla karşılaşmamak
  • bir ömür boyu sağlıklı beslenme alışkanlıkları
  • tekrar kilo almama
  • yeterli protein aldığından emin olmak
  • yeterli sıvı almak için diyetisyen desteği şarttır.

Bariatrik cerrahiyle ilgili birçok şey okumuş olabilirsiniz fakat beslenme tedavisine alışma süreci çok önemlidir. Bariatrik cerrahi sadece zayıflama olarak değil sağlıklı yaşam için bir adım olarak algılanmalı.

Ameliyat sonrası beslenme terapileri 4 ayrı kısımdan oluşur. Bu beslenme terapilerinin düzenli şekilde yapılması beslenme alışkanlıklarının kalıcı olmasında büyük etkisi vardır.  Obezite ameliyatı  sonrasında ameliyat türüne göre size uygun protein ihtiyacını göre  beslenme uzmanımız size uygun beslenme programı oluşturmaktadır. Her hasta kendine özeldir. Başka bir hastayı rahatsız etmeyen besin sizi rahatsız edebilir.

EVRE 1 – BERRAK SIVI DÖNEM ( AMELİYATTAN SONRAKİ 1 HAFTA )

Ameliyat ertesi günü: berrak sıvılar
su , elma suyu, şekerisz komposto , tanesiz et tavuk suyu , bitki çayları bütün içecekler berrak , pipetten geçebilecek kıvamda ve posasız olmalıdır.
Yudumları alarak başlayın ve rahatsızlık hissetmediğiniz sürece aldığınız miktarları arttırın.
Kusmaya yol açacak kadar büyük yudumlar almayın.
Gazlı ve kafeinli içecekler içilmeyiniz.
İçecek olarak komposto, açık çay , ıhlamur , et suları en iyi seçeneklerdir.
Gereksiz kalori yükü olan ıce tea, şekerli meyve suları gibi hazır ürünlerden kaçınılmalı.
Yağsız yada yarım yağlı süt tüketebilrsiniz. Gaz şikayeti olanlar soya yada laktozsuz süt tükletebilirler.
Protein tozlarıyla hazırlanan yağsız çorbalar,ayran, yoğurt ve kefir içilebilir.
Nispeten kıvamlı tanesiz çorbalar ( et suyu çorbaları) da eklenebilir.

EVRE 2-KOYU SIVI DÖNEM ( 2. HAFTA )
Koyu kıvamlı meyve suları (şeftali, portakal, ananas gibi), blenderize edilmiş etsiz çorbalar ( tarhana , domates gibi ) içebilir, kurubaklagil içeren çorbalardan uzak durunuz. Çümkü mercimek ve ezogelin çorbaları gaz yapabilme ve sizi rahatsız edebilme imkanı olduğundan dolayı tüketmeyiniz.

EVRE-3 İNCE KIVAMLI PÜRELER (blenderize edilmiş )
Bu aşamada gıdaların çok parçacıklı ve iyi blenderize olması çok önemli.
Bu dönemde yavaş yeme alışkanlığını geliştirmelisiniz. Bir kaç kaşık aldıktan sonra rahatsız olmuyorsak yemeye devam etmeliyiz.
Sıvılar midemizi çabuk terkedeceğinden dolayı çabuk acıkma hissine neden olur. Bu nedenle bu dönemde sıvıları azaltmalıyız. Bu geçiş aynı zamanda beslenme alıskanlıklarının oturması için bir fırsattır. Eğer kişi bu dönemde katı besinlere geçiş yapmazsa , sıvı hacminin giderek arttığını ve açlık hissinin daha belirgin olduğunu farkedecektir.
Yemeyi doyduğunuz anda bırakmalısınız.
Günde 4-6 öğün yemelisiniz.
Her öğünde protein almaya çalışın.
Çeşitli sebze meyve ve kurubaklagil püreleri( kurubaklagil rahatsız ederse kesilebilir)
Yumuşak süzme peynir,yoğurt ile karıştırılmış lor peyniri, yağsız ve tuzsuz kahvaltılık lor peynirleri , yulaf ezmesini sütle pişirerek tüketebilirsiniz
Az pişmiş yumurta beyazı tüketebilirsiniz
Bebek mamalarını ( öğünde 10 g dan az şeker içerenler ) da tüketebilirsiniz.

EVRE-4 KOYU KIVAMLI PÜRELER (4-5 hafta)
Burda önemli olan her ana öğünde protein kaynağı tüketilmelidir.
İyi haşlanmış kabukları soyulmuş çatalla rahatlıkla ezilen sebze ve meyveler.
Tavuk ve hindi eti püresi
Suyunu tam çekmemiş ve kurumamış kıyma
Ton balığı ve kılçıksız balık etlerini tüketebilirsiniz.

EVRE-5 NORMAL BESLENMEYE BAŞLANGIÇ (POSTOP 6 HAFTA )
Bu dönemde midenizi dinlemeyi öğrenmeniz gerekir.
Besinleri çok çiğneyip yutarak rahatsız olup olunmadığına bakılmalı. Eğer midenizde bi rahatsızlık hissetmiyorsanız yemeye devam edebilirsiniz.
İyi haşlanmış tavuk ve hiindi eti,balıklar, çiğ kabuksuz meyve ve salatalara da tolere edilebiliyorsa başlanılabilir.
Büyük parça bonfile , antrikot , biftek gibi zor çiğnemeli etleri 5 aydan sonra tüketmelerini öneriyoruz
Öğünlerde sıvı ile katıları beraber tüketmiyoruz. Özellikle kahvaltı yanına çay kahve içmemek sizi zorlayabilir.

SIVI TÜKETİMİ
En iyi içecek kalorisiz, karbonhidratsız ve kafeinsiz olandır.
Günlük sıvı tüketimi 1,5 litreyi tamamlamaya çalışınız.
yeterli sıvı alınmadığında kabızlık problemi yaşanılabilir
Yemeklerden 30 dk önce ve sonra , yemek sırasında sıvı alınmamalı
Katılarla sıvılar bir arada alınmamalı.

Eğer su içemiyorsanız meyve ve tarçın ekleyerek tatlandırabilirsiniz.
Gazlı içececkler mide hacminizi zorlayacağı için kesinlikle kaçınılmalıdır.
Alkol hem az miktarda fazla kalori içerdiğinden hem de mide mukozasını tahriş ettiğinden en az 2 yıl tüketilmemelidir.

PROTEİN ÖNEMİ
Ameliyattan sonra

  • yaraların iyileşmesi
  • yağsız kas kütlesinin korunması
  • enzim ve hormon sistemlerinin işlemesi
  • tokluk hissinin oluşmasında etkilidir
    günlük 60-80 g alınmalıdır
    ilk 5-6 ay protein desteği elzemdir , zamanla besinlerle alınan protein oranı artııkça azaltılır.

Obezite cerrahisi hastaları öncelik olarak whey proteini daha sonra soya ve yumurtayı tercih etmelidir. Bitkisel proteinleridaha sonra tercih edilmelidir.
Laktoz intoleransı olanlar hazır protein shakeleri yerine izole whey proteinleri tercih ediniz.
Protein oranı en az 15 g olan 150-200 kkal aralığında olan şekersiz olan shakeleri tercih ediniz. Eğer tüketmede zorluk çekiyorsanız güvenilir bir tatlandırıcıyla genellikle stevia yada meyveyle tatlandırmayı deneyin.

Kuruyemişler
Obezite cerrahisi işlemi olmuş hastalarımız için öncelik proteinli besinlerdir. Kuruyemişler her ne kadar protein ağırlıklı olsa da kalorisi yüksek besinler grubunda olduğu unutulmamalıdır. Kuruyemişler 3. aydan itibaren beslenme uzmanınıza danışarak tüketebilirsiniz.

Kafein
Kafein diüretik( idrar söktürücü) etkisinden dolayı , özellikle ameliyat sonrası erken dönemde dehidratasyon ( vücudun sıvısız kalması) görülebilir.
Kafein yemek borusu alt kas tonusunu gevşettiği için reflü şikayetlerinde artma ve buna bağlı olarak rahatsızlık hissi oluşturma söz konusu olabilir.
Eğer ameliyattan sonra kahve alışkanlığınızı azaltmada sorun yaşıyor iseniz decafe ( kafeinsiz kahve) diyetisyeninize danışarak kullanabilrsiniz.

EGZERSİZ
Ameliyattan sonra aktif bir hayat tercih etmelisiniz.
Hafta yürüyebilir alışveriş merkezi gezebilirsiniz.
2 Haftadan sonra nabzını hızlandıracak yürüyüşler yapabilirsiniz.
15 günden sonra yüzme , koşu
2 aydan sonra ise fitness, plates gibi sporlar yapabilirsiniz.

KABIZLIK

Obezite hastalarında kabızlık hgörülmesi nedenleri;

  • yetersiz gıda alımı ve su tüketimi
  • yetersiz fiziksel aktivite
  • kabızlığı önleme yöntemleri
  • yetersiz su alımı
  • diyette yetersiz lif alımı

 

Muz , patates , peynir gibi kabızlığa neden olan besinlerden bu döenm içerisinde uzak durun.
Sabah aç karna ılık su tüketin.
Şekersiz kuru erik ve kayısı hoşafı barsak hareketlerinizi arttırır.
Hergün aynı saatte probiyotikli ürün ( aktivia , kefir gibi) tüketebilirsiniz.
Ana öğünler protein ağırlıklı olduğu için ara öğünlerde meyve sebze gibi besinler tüketerek lif oranlarınızı arttırın.

ÖNERİLER
Önerilen porsiyon ve gıda önerilerine sıkı sıkıya uyun.
Açlık hissetmeseniz bile günde 3 öğün yiyin.
Öğünler arasında açlık hissedersiniz ilk önce su içip bunun susuzluk olmadığıı netleştirin. Hala açlık hissediyorsanız sağlıklı ara öğünler tüketin.
Yavaş yiyin ve olabildiğince çiğneyin.
Bir masada yeme düzeni şeklinde yiyin. Her lokmadan sonra çatal ve kaşığınızı masaya koyma alışkanlığı edinin.
Tokluk hissettiğiniz ilk anda yemenizi bitirin
Öğünlerde sıvı tüketmeyin.
Eski beslenme alışkanlıklaınızı bırakın. Bu dönemin geçici değil bir ömür sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirin.

Vitaminler, vücutta bir çok farklı fonksiyonu olan ve genellikle besinlerle alınması gereken mikrobesinlerdir. Hücre çoğalması ve diferansiyasyonu üzerindeki etkileri ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır.

Vitaminlerin kanser hastalağında genel işlevi; karsinojen oluşumunu önlemek, detoksifikasyonu artırmak, hücre replikasyonu, malignansiyi ve denetimi kontrol etmek ve hücreler arası iletimi sağlamaktır.

Oksidatif stresin kansere neden olabileceği bilinmektedir. Yapılan bir çalışmada ise antioksidan takviyesi alan gastrointestinal kanserden ölüm oranları incelenmiştir. Sonuç olarak antioksidan takviyesi alanlarda gastrointestinal kanseri önleyebileceğine dair kanıt bulunmadı hatta genel mortaliteyi artırdığı saptanmıştır

Meme kanserli kadınların antioksidan vitamin alımının hastalığının tekrarının azalmasını ve mortalitesini durdurmuştur. E vitamininin kullanımı (10-40mg ve 40 mg‘dan fazla) ve C vitamini alımı (60-500 ve 500 mg ‘dan fazla) ile hastalık oluşumu ters etki göstermiştir. Tanı konulmadan önce, ya C ya da E vitaminlerinden birinin dört yıl veya daha uzun süre kullanılmasının güçlü ve önemli düzeyde riski durdurduğu savunulmaktadır. Tanıdan sonra E vitaminini alımının ise hastalık riskini tekrarladığı ve mortaliteyi kısmen azalttığı ancak tek başına C vitamininin bunu yapamadığı saptanmıştır. Antioksidanların uzun süreli kullanımı meme kanseri riskini ve tekrarını azaltmaktadır

A VITAMINI VE KANSER

Dermatoloji literatüründe, A vitamininin foto hasarlı deride kanser gelişimini önleyici etkilerini , β karotenin ultraviyoleyeye bağlı deri kanseri gelişimini engelleyici etkilerini karotenoidlerin ultraviyole eritemine karşı koruyucu etkilerini (en az 10 hafta kullanımından sonra) gösteren çalışmalar bulunmaktadır

Meme, baş ve boyun, akciğer kanseri, pankreas kanseri gibi pek çok farklı kanser türünde yapılan gözlemsel ve randomize çalışmalarda, kemoterapi-radyoterapi tedavisi ile ortaya çıkan yan etkilere karşı A vitamininin etkinliği incelenmiş. Hayatta kalma süresi ve tümör cevabının artmasının yanı sıra, yan etkilerin azaldığı gözlenmiştir

Sebze ve meyveden zengin beslenenlerde, özellikle karotenden zengin beslenenlerde servikal kanser görülme oranı çok düşüktür

Düşük seviyede A vitamini alımı gibi immün fonksiyonları baskılayan durumlarda enfeksiyöz hastalık ve kanser riskinde artış olduğu gösterilmiştir.

 

D VİTAMİNİ VE KANSER

Laboratuvar çalışmalarında D vitaminin kanser kültür hücreleri üzerinde yapılan araştırmalarda D vitamininin kansere karşı koruyucu etkisi olduğu görülmüştür.

Kolon, prostat ve meme kanseri insidansının UV ışınlarının bol olduğu bölgelerde daha düşük olduğu gösterildi. Bununla birlikte, bu çalışmaların çoğu klinik çalışmalar olup, güneş ışınlarından yeterince faydalanamayan dolayısıyla D vitamini düzeyi düşük olan ülkelerde yapılmıştır. 1095 erkek olguyu içeren bir çalışmada serum 25 (OH) D düzeyinin 25 nmol/L’nin üzerinde bulunmasının total kanser insidansını %17 oranında azalttığı bildirilmiştir. 16.818 erişkini içeren geniş ölçekli bir başka çalışmada total kanser mortalitesi ile D vitamini arasında bir ilişki saptanmamıştır. Diğer yandan oral D vitamini alımı ile kanser sıklığı, kanser tiplerine göre farklılık göstermektedir. Örnek olarak; D vitamini desteği sağlananlarda meme kanseri riski düşük bulunmuş iken, kolon ve prostat kanserlerinde sonuçlar farklılık arz etmektedi
Bir çalışmada D vitamini düzey ile kolorektal kanser sıklığı arasında ters bir ilişki saptanmıştır. Bu çalışmada serum 25(OH)D düzeyi 80 nmol/L nin üzerinde bulunan olgularda, 50 nmol/L nin altında olanlara göre kolorektal kanser sıklığında %72 oranında azalma saptanmıştır.

E VİTAMİNİ VE KANSER

Epidemiyolojik çalışmalar E vitaminini akciğer ve serviks kanseri riskini azalttığını göstermektedir. Bunla beraber yüksek dozda alınan vitamin erkeklerde akciğer kanser riskini azaltmadığını göstermektedir. Takip edilen bir çalışma verileri E vitamini desteğinin prostat kanser riski ile ilintili olmadığını ancak sigara içenlerde prostat kanser riski ile ters ilntili olduğunu göstermektedir. Bunlar E vitamini desteği alan %34’u prostat,%16’sıda kolorektal kanserli erkek sigara içenlerden geniş klinik çalışmalarla desteklenen verilerdir.

Prostat, meme, cilt ve akciğer kanserlerini içeren bazı kanser çeşitlerinde Vit E’in kanser büyümesini durdurabildiği ve çeiitli dozlarda kemoterapodik ajanlar verilen farelerde prostat tümörlerinin büyümesinin Vit E tarafından yavaşlatıldığını bildirilmiştir

Hindistan’da yapılan bir çalışmada da oral kanserli grupta plazma E ve C vitamin konsantrasyonlarının anlamlı derecede daha düşük olduğu tespit edilmiştir

C VİTAMİNİ VE KANSER
Diyette günlük yeteri miktarda alınan E ve C vitaminlerinin %30 oranında hastalık riskini azalttığı belirtilmektedir. Yetersizliğinde; ozofagus, mide, larinks ve serviks kanser riskini artırmaktadır. Limon suyu gibi vitamin içeriği yüksak yiyecekler ise mide kanserlerinden koruyucu olmaktadır.
Epidemiyolojik çalışmaların sonucunda, diyette bol miktarda sebze meyve tüketimiyle alınan C vitaminin mide kanseri riskini azalttığı ve olasılıkla ağız, farinks, ozofagus, akciğer, pankreas ve serviks kanser riskini durdurduğu ortaya çıkmıştır.

2030 yılında 24 milyon insan kansere yakalanacaktır.17 milyon insan aynı yıl yaşamını kanser nedeniyle yitirecektir. 75 milyon insan ise kanser ile yaşıyor olacaktır. Bu artışın %75’inin ülkemizin de içinde bulunduğu gelişmekte olan veya gelişmemiş ülkelerde ortaya çıkacak olması ülkeleri kanseri önleme programlarına ağırlık verilmesini zorunlu tutuyordu. Sebze ve meyve tüketimi artırılması öncelikli alınması gereken önlemlerden biridir.

Meme kanserli kadınlarda antioksidan vitamin alımının hastalığın tekrarını azaltmış ve mortaliteyi durdurmuştur.

Araştırmalar, fonksiyonel sular bazı besin maddeleri içerebilirken, rehidrasyon için şişelenmiş ya da musluk suyunun daha iyi olamayacağını  göstermektedir.  Sade su satmak artık yeterli değil. Bunun yerine  kişiler alkali sular ve bitki suları dahil olmak üzere daha fazla  fayda içeren işlevsel suları arıyor.

Saf su 7 pH değerine sahiptir, bu nedenle alkali su pH değeri 7’den yüksek olan herhangi bir sudur. 0’dan 14’e kadar çıkan pH ölçeği, asidik veya bazik bir maddenin ölçülmesini sağlar. Nötr, pH 7 dir . Aşağısında kalan herhangi bir sayı asidiktir ve daha yüksek herhangi bir sayı bazik veya alkalikdir.

Suda bulunan en yaygın mineraller kalsiyum, sodyum, potasyum, bakır, manganez, magnezyum ve demirdir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre su, bazı eser minerallerinin toplam diyet alımının% 1 ila% 20’sine katkıda bulunur ve toplam gerekli günlük kalsiyum ve magnezyum alımının% 20’sini sağlar.

Konum, minerallerin sudaki konsantrasyonunu etkiler; Sert suda yumuşak suya kıyasla çok daha fazla kalsiyum ve magnezyum bulunur. Suda daha yüksek bir mineral içeriği, daha yüksek bir pH seviyesine sahip olduğu anlamına gelir. Alkali sular, kalsiyum, potasyum, bikarbonat, silis ve magnezyum gibi alkalileştirici ajanlardan zengindir.

Alkali suları sporculara, reflü hastaları ve antioksidan alımı artırmak ve genel sağlık, kemik sağlığı ve kas sağlığını geliştirmek isteyen çok sayıda tüketiciye pazarlanmaktadır.  Doktorların ve beslenme uzmanlarının, “asit gelgidi” ni önlemek için alkali içececek içmelerini önerdiklerini ve bunun da güç kaybına ve yorgunluğun yanı sıra kemik, böbrek ve kas sağlığının azalmasına neden olabileceğini söylüyor. Kronik asit tutulumunun kemik kaybına neden olabileceği doğrudur; İdrarla kalsiyum atılımı sağlanırken  gerekli kalsiyum kemiklerden çekilerek tedarik edilir. Metabolik asidoz olarak bilinen bu durum  böbrek hastalığı, laktik asit birikmesi, ketoasidoz ve hatta şiddetli ishal gibi birçok nedene sahip olmasına rağmen, sağlıklı bireylerde nadir görülür. Ürolitiyazis bulunan bir hasta üzerine yapılan bir çalışmada osteoporozlu ve anormal distal renal tübüler asitlenme olan hastaların, alkali tedaviden sonra kemik yoğunluğunda düzelmeler olduğunu buldular.

Virüslerin, hastalıkların ve bakterilerin asitli suda başarılı olduğunu iddia etmek yanıltıcıdır. Bakteriler tipik olarak daha nötr pH koşullarında gelişir, ancak bazıları bazik ya da asidik koşullarda yaşayabilir. Bakterileri öldürmek için geliştirilen tipik temizleme maddeleri genellikle çok asidik veya baziktir. Örneğin, sirke veya limon gibi temizleyiciler 2’ye yakın bir pH değerine sahiptir ve asidik olmalarına rağmen  bakteriyel büyümeyi desteklemez.

pH dengesinin ne olduğu ve vücudunuzun pH değerini nasıl koruduğu hakkında yanlış bilgiler var. Eğer alkali su mideye girerse,  mide asidi  bu suyu nötralize edecektir. Kanınız, yaklaşık 7.36 civarında bir yerde optimum ve sağlıklı bir pH’ya sahiptir ve vücudunuz bunu sürdürmek için gerçekten iyi bir iş çıkarmaktadır. Birisi diyetindeki asiditeyi azaltmak istiyor ise, genel olarak meyve ve sebze  ile  başlayın.

Hindistan Cevizi

Fonksiyonel sulardaki eğilim bitki veya botanik sulara, en dikkat çekici olanı ise hindistan cevizi suyuna. USDA beslenme veritabanına göre,1 su bardağı şekersiz,hindistancevizi suyu 44 kcal, 64 mg sodyum, 11 g karbonhidrat, 9 g şeker ve 0 g protein sağlar. Bir bardak% 14  potasyum ihityacınızı sağlar. Hindistan cevizleri açık ve sokak satıcıları tarafından satılan tropikal ülkelerde uzun zamandır popülerdir.

Hindistan cevizi suyu, sporcu ve ünlülerin beğenisini kazandı. Günümüzde, ürün en yaygın olarak profesyonel ve profesyonel olmayan atletlere “doğal spor içeceği” olarak pazarlanmaktadır. Bir Thrillist inceleme yazarı, “Hindistan cevizi suyu elektrolitler sağlar ve kaybedilen sıvıları bir spor içeceğine eşit bir hızda yeniler ve işlenmiş şekerle doldurulmuş olan şişelere tamamen doğal bir alternatif oluşturur.”

Egzersiz sırasında hindistan cevizi suyu içmenin faydaları hakkında çalışmalar az. Bir araştırmada, egzersiz sonrası hindistancevizi suyunun  spor içecekleriyle karşılaştırdı ve önemli bir fark bulunamadı. Bu çalışmada , bir koşu bandında 60 dakika boyunca egzersiz yapan 12 erkeğin dehidrasyonu % 2 vücut kütlesi kaybı olarak ölçüldü. Çalışma sıvı tutma ve egzersiz performansında herhangi bir farklılık bildirmediği halde, hindistancevizi suyunu içen kişiler mide bulantısı ve şişkinlik şikayetlerinin olduğunu bildirdiler. Bir başka çalışmada egzersiz sırasında atletik performansı ve rehidrasyonu belirlemek için sade su ile hindistancevizi suyunu karşılaştırdılar. Çalışma, 60 dakikalık bisiklet süresini tamamlayan ve aktivite sırasında ister istemez hindistan cevizi suyu veya su içen 10 kişi içeriyordu. İkili arasında performans ya da hidratasyon açısından önemli bir farklılık yoktu, ancak katılımcılar daha az hindistancevizi suyu içti,  sudan daha lezzetli olduğunu düşündürüyordu. Bu, hindistan cevizi suyunun egzersiz sırasında daha lezzetli olduğu bildirilen diğer çalışmalarla zıttı.

Bonci ve Goodson, bir jimnastik salonunda, Hindistan cevizi suyu ile yeniden hidrat yapmak için 45 dakika boyunca egzersiz yapanlar için normal olduğunu kabul ediyorlar. Ancak, araştırmanın yanıltıcı olabileceğini açıklıyorlar, çünkü hindistan cevizi suyu profesyonel bir sporcu ya da üst düzey bir eğitime katılanlar için düşünüldüğünde bir spor içeceğinin yerine geçemez.

Frenk İnciri (prickly pears cactüs) 

Diğer büyüyen trend Frenk İnciri suyu ve püresinden oluşan içecek. Bir bardağında 26 kcal, 7 g karbonhidrat, 7 g şeker, 12 mg sodyum ve 5 mg potasyum bulunur. Ayrıca, kandaki su ve minerallerin düzenlenmesine yardımcı olan ve nörolojik gelişime yardımcı olan amino asit taurinini içerdiği için atletik performansı geliştirme kabiliyetini de ortaya koyuyor. Bu meyve  suyu hakkında araştırma sınırlıdır. Özellikle cildin sağlığına katkıda bulunduğunu belirten hiçbir araştırma bulunmamaktadır ve uzun süre boyunca taurin desteğinin etkisi hakkında az şey bilinmektedir. Bazı çalışmalar kaktüs suyunun atletik performansı kısa vadede iyileştirebildiğini göstermiştir ancak daha fazla araştırma gereklidir.

Aloe Vera 

Bir su bardağında  60 kcal, 15 g karbonhidrat, 15 g şeker (eklenmiş şekerler dahil) ve 29 g sodyum bulunur. Kaktüs suyunda olduğu gibi, cilt sağlığı yararları olan bir detoksifiye içecek olarak kullanılır. Aloe vera’nın topikal olarak kullanıldığında belli cilt koşullarını iyileştirdiğini gösteren araştırma var, ancak suyun alınmasının etkileri üzerine yapılan çalışmalar az. Aloe veranın müshil etkisi gösterebileceğini gösteren bazı araştırmalar var, ancak düzenli olarak kullanımındaki etkileri bilinmemektedir.

 

Veganlar büyük ihtimalle bu isme aşinalardır. Bilmeyenler ise yeni trend aquafaba nedir bilmek ister misiniz?

Veganların gözdesi olan nohutun artık suyu da gözde. Yumurta akı yerine kullanılan nohut suyu veganların işlerini baya kolaylaştırıyor. Aqufaba ise vejetaryen bir Amerikan yazılım mühendisi olan Goose Wohlt tarafından keşfedildi. Wohlt, garbanzo fasulyesinden veya nohuttan alınan sıvının çırpılarak  yumurta beyazı gibi kullanılabileceğini keşfetti. Kısa sürede mütevazi nohut suyu, vegan fırıncıları, aşçılar ve şefler arasında ün kazanmıştır. Bazılarının söylediği gibi, bu “mucize bileşene” özgü yemek kitapları raflara girdi; bloggerlar yeni aquafabalı tarifler geliştiriyor; ve Dan Barber gibi tanınmış şefler, restoran yemeklerinde aquafaba kullanmaya başlıyor. Barmenler bile kokteyllere köpüklü bir üst eklemek için bu vegan bileşenini yumurta beyazı yerine kullanıyor. Aquapaba ile henüz pek çok ticari ürün bulunmamakla birlikte, daha fazla sayıda market  raflarında yerini almaları zaman meselesidir. Bu alanda liderlik eden Fabanaise, bir çeşni üreticisi olan Sir Kensington tarafından üretilen aquafaba ile yapılan, vegan mayonezidir.

Beslenme ve Kullanımı 

Akufaba’nın her bir çorba kaşığı kabaca 3-5 kcal’dir ve eser miktarda karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve mineral içerir.  Az beslenme profiline sahip olmasına rağmen, RD’ler birçok nedenden dolayı akufaba kullanmayı seviyor. Virginia’daki bir beslenme uzmanı olan Gretchen F. Brown, aquafaba’yı kullanmayı seviyor “çünkü yumurta yaygın bir alerjidir, kullanamayanlar için güzel bir alternatif olduğunu düşünüyor.

Kurubaklagil sularının gaz şikayetlerine neden olduğunu unutmayın. Bu yan etkiler oligosakkaritlerin, karmaşık şekerlerin sindirilmesinin güç olması nedeniyle ortaya çıkmaktadır; çünkü insanlar bu şekerleri düzgün şekilde parçalamak için gereken enzimi üretmemektedir.

Aqufaba çok yumurta ve yumurta akı gibi davranır, çeşitli tariflerde bir bağlayıcı, koyulaştırıcı ve emülgatörler olarak kullanılır. Elma suyu, marmelat ve püregibi yumurta akı  olarak kullanılan diğer maddelerden farklı olarak, aquafaba yumuşak ya da sert kıvama  çevrilebilir, böylece onu  krem şanti , mus ve krema yapmak için kullanılabilirsiniz. Hatta pankek ve waffle için daha yumuşak sonuçlar almanıza yardımcı olacaktır.

Aquafaba’yı yumurta akı olarak kullanırken kabaca üç çorba kaşığı bir yumurta ile eşdeğerdir ve iki çorba kaşığı ise bir yumurta beyazı ile eşdeğerdir. “Aquafaba kullanılarak pişirilen ürünler her zaman yumurta kullananlar kadar kahverengileşmez, ancak doku genellikle benzer olur.  Beze,macaroons ve muslar yaparken yumurta akı yerine aquafaba kullanmak istiyorsanız az miktarda limon yada sirke ile 5-1o dakika çırpmanızı öneriyoruz.