Yazılar

MENOPOZDA BESLENME

 

Menopoz, vücutta östrojen seviyesinin azalmasına bağlı olarak doğurganlık yeteneğinin kaybolduğu doğal bir süreçtir. Şişman kadınlarda daha erken olmakla birlikte, genellikle menopoz yaşı 48-55 olarak belirtilmektedir. Kemik kaybından yüksek kolesterole kadar uzun dönemli sağlık problemleri menopozda baş gösterir.   Şişman kadınlarda daha erken görülebilmektedir. Beslenme durumu, sosyo ekonomik durum, aşırı alkol alımı ve aşırı kahve içilmesi menopozu etkileyen faktörler arasındadır.
Menopoza giren kadınlarda, ağırlık kaybı programları planlanırken kalp hastalıkları ve osteoporoz riski düşünülerek diyeti planlanmalı ve fiziksel aktivitenin yoğunluğuna dikkat edilmelidir.

Menopozda yaygın fiziksel semptomlar

• Düzensiz menstrüal periyot

• Sıcak basması ve gece terlemesi

• Uykusuzluk

• Yorgunluk

• Başağrısı

• Vajinal kuruma

• Deride kuruma

• Sık idrara çıkma ve idrar tutamama

• Sık vajinal veya üriner enfeksiyonla

Peki nelere dikkat edilmeli? 

  • Su, menopoz döneminde östrojen azalması nedeniyle kuru cilt, vajinal kuruluk gibi kadınlar arasında ortak şikayetler vardır. Günde 8 bardak su cildinizin nemini ve kurluğu önlemeye yardımcı olabilir.
  • Her yaş döneminde yeterli kalsiyum alımına dikkat etmelisiniz. Kemik dokusu sürekli olarak oluşur ve resorbe edilir. Çocuk ve adolesanlarda kemik oluşumu kaybından fazladır. Kemikte en hızlı büyüme doğumdan yaklaşık 20 yaşa kadar oluşur. 12-40 yaş- ları arasında kemik mineral yoğunluğu en üst düzeye ulaşır. 30-40 yaşlarında ise kemik kaybı başlar. Kadınlarda menopozdan sonra östrojen düzeyindeki azalmaya bağlı olarak kemik kayıp hızı önemli ölçüde artar. Bu dönemde idrarda kalsiyum atımında artış, bağırsaklardan kalsiyumun etkin olarak emilmesindeki azalma ve diyet ile yeterli kalsiyumun alınmaması, kemik kaybının nedenlerindendir. Mineral yoğunluğunun azalması sonucu, kemiklerde zayıflama ve kırık riskinin artması ile karakterize osteoporoz gelişebilmektedir. Gençlik yıllarında kemik mineral yoğunluğunu en üst düzeye ulaştırmak ileriki yaşlarda kaçınılmaz olan kemik kaybını en aza indirecektir. Menopoz dönemi öncesi günlük kalsiyum ihtiyacı 1000 mg/gün iken, bu dönem sonrası günlük ihtiyacınız 1500 mg/gün ‘ a kadar çıkmaktadır. Özellikle süt ve süt ürünlerinin yanı sıra yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, fındık, badem, kuru incir en iyi kalsiyum kaynaklarıdır.
  •  Yaşlandıkça metabolizma yavaşlar, ve onların orta-kırklı kadınların daha sedanter olma eğilimindedir. Bu, tüm ağırlık artışı, en korkulan menopoz semptomlarının birine ekler.  Menopoz öncesi kadınlarda, metabolik hız menstrüal siklustan etkilenir. Siklusun luteal safhasında endometriyumun oluşması ve hormonal değişiklik (progesteronun seviyesinin yüksek olması) nedeniyle metabolik hız artar. Menopoz sonrası dönemde ise overlerin fonksiyonundaki ve menstrüal siklusun luteal fazındaki kayıp nedeniyle enerji harcamasında azalma oluşur. Ayrıca ilerleyen yaşla birlikte yağsız vücut kütlesinin yağ kütlesine oranı azaldığı için bazal metabolik hızda düşme görülür. Yine fiziksel aktivite düzeyinin yetersiz olması da şişmanlık gelişimine katkıda bulunur. Düşük kalorili meyve ve sebze doldurarak, size sağlıklı kalmak için ihtiyacınız olan besinleri alırken kilo artışı en aza indirmeye yardımcı olabilir.
  • Kinoa, kahverengi pirinç , arpa , yulaf ezmesi gibi tam tahıllar enerjiiyi arttırmada , srtesi yönetme ve sindirim sistemine yardımcı olan B vitaminlerini sağlar. Ayrıca öğütülmemiş tahıllarda bulunan folik asit ve lif, menopozdan sonra yükselen kardiyovasküler hastalık, riskini düşürmeye yardımcı olur.
  • Soyada izoflavon denilen östrojen benzeri bileşikler bulunmaktadır ve menopoz belirtileri olan sıcak basmalarına iyi geldiği söylenmektedir. Tofu ve edamame de soya benzeri özellikler taşımaktadır. Kurubaklagiller İzoflavonla östrojenin vücuttaki etkilerini dengeleyerek menopozun yarattığı değişimlere karşı koruyucudurlar.
  • Keten tohumu, omega-3 yağ asitleri ile muhteşem bir bitki bazlı bir besindir. Tahıl, yoğurt, salatalarınıza keten tohumu serperek deneyin; bu, sağlıklı damarlar , diyet lifi ve bazı östrojen benzeri bileşikler vardır
  • Aşırı protein tüketiminden kaçınmalısınız.Çünkü yüksek proteinli diyet idrarla kalsiyum atımını arttırır ve osteoporozis için önemli bir risk faktörüdür.
  • Yemeklerde tuz kullanımına dikkat etmelisiniz. Hormonal değişikliklerden dolayı vücudunuz su toplamaya çok eğilimlidir ve genelde ödem olduğundan dolayı kilo alınmış görünür. Aynı zamanda aşırı tuz tüketimi idrarla Ca atımını da hızlandıracaktır.
  • Sigara içmemeye özen göstermelisiniz.Sigara,kandaki C vitamini düzeyini ve serum östrojen düzeyini düşürücü olumsuz etkiye sahiptir. Günde 20 adet ve daha fazla sigara içen kadınların menapoza 1-2 yıl daha erken girdikleri belirlenmiştir.

*Yapılan fiziksel aktivite, gençlikte kemik kütlesini artırmada,yaşlılıkta ise kemik kaybını önlemede son derece önemli role sahiptir.Dolayısıyla düzenli olarak egzersiz yapmaya özen göstermelisiniz.
*Alkollü içeceklerden ve kafeinden uzak durmalısınız.Alınan alkol ,kemik oluşum hücrelerini olumsuz etkilemekte ve kalsiyum emilimini engelleyici etkiye sahiptir

Omega-3 iyi omega-6 kötü müdür?

Diyetteki yağların koroner kalp hastalıkları (KKH) gelişme riski üzerindeki etkisi yıllarca araştırılmış, tartışılmış ve incelenmiştir, ancak son zamanlarda uzmanlar, bu besin maddeleri arasındaki etkileşimin ne kadar kompleks olabileceğini, özellikle de omega-6 yağ asitlerinin  omega-3 yağ asitlerine dengeye geldiğinde anlamaya başlamışlardır. Genel olarak,  50 yıldan fazla katkıda bulunan doymuş yağların diyette asgariye indirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Amerikalılar için 2015-2020 Diyet Rehberindeki geçerli öneri doymuş yağların  günlük toplam kalorinin % 10’undan daha azını tutmaktır. İşlenmiş gıdalardaki yapay trans yağların kalp sağlığı açısından kötü olduğu konusunda herhangi bir tartışma yoktur ve Haziran 2018’den itibaren FDA artık işlenmiş gıdalara eklenmesine izin vermeyecektir. Uzmanlar, yağlı balıklarda, kanola yağı, cevizlerde ve keten tohumlarında bulunan tür olan omega-3 yağ asitlerinin iltihaplanmayı azalttığını ve genel sağlığa fayda sağladığını kabul ettiler. Omega-3’ler için yeterli alım, kadınlar için 1.1 gr / gün, erkekler için 1.6 gr / gün olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte, omega-6 yağ asitlerinin alınması söz konusu olduğunda, özellikle de omega-6’ların omega-3’lere oranının diyette ne olması gerektiği konusunda çok daha az mutabakat vardır.

Omega-3’ler ve Omega-6’lar
İnsanın bir diyetle yaklaşık 1: 1 omega-6s ile omega-3s arasında bir evrim geçirdiğine inanılıyor; ancak artık geçerli değil. Ortalama Amerikalıların beslenme biçimi, omega-3’lerden çok daha fazla omega-6 içermektedir. Linoleik asit (LA), Amerika Birleşik Devletleri’ndeki omega-6 yağ asitlerinin beslenme alımının% 90 kadarını oluşturan, çoklu doymamış bir yağ asididir. Omega-6s için özel bir gereklilik belirlenmemiş olmasına rağmen, kalorilerin% 0,5 ila% 2’sinin alımının ihtiyaçları karşılamak için yeterli olduğu düşünülmektedir. Linoleik asit için Yeterli Alım seviyesi erkekler için 17 g / gün ve kadınlar için 12 g / gün (kalorinin% 5 ila% 6’sı) olarak belirlenmiştir.

Aynı dönüşüm enzimleri için LA ve alfa-linoleik asit (ALA) arasındaki rekabet de vücuttaki omega-3 / omega-6 oranında rol oynar. ALA öncelikle keten tohumu yağı, kanola yağı ve İngiliz ceviz gibi bitki gıdalarında bulunan önemli bir omega-3 yağ asidi. Düşük KKH ve inflamasyon riski ile ilişkilendirilen EPA ve DHA omega-3 yağ asitleri, ALA’dan sentezlenebilir, ancak verimsiz bir dönüştürme işlemi ve aynı dönüştürme enzimleri için LA ile rekabet nedeniyle, EPA ve DHA doğrudan gıdalardan, özellikle somon, sardalya ve alabalık gibi yağlı balıklardan elde edilebilir.

Çoklu doymamış yağ asitlerinden omega-6 ve omega-3 yağ asitleri esansiyeldir. Omega-6 ve omega-3 yağ asitlerinin temel yapısındaki küçük farklılık vücutta çok farklı bir rol oynar. Omega-3 yağ asitlerinden daha fazla almak yada en azından her iksiinden de eşit miktarda almak gereklidir. Omega-6 yağ asitleri ise ayçiçek , mısırözü ve soya yağlarında daha fazla bulunmaktadır. Bu yağları az kullanırsak  pıhtı oluşturucu yada iltihap oluşturma gibi bazı sorunlara yol açabilir. Bu nedenle omega-6 kaynaklarını sınırlı kullanmak şarttır. Ancak son yıllarda değişen tüketim alışkanlıklar nedeniyle omega-6 tüketim seviyesi oldukça fazladır.

1

Amerikan Kalp Derneği’nin mesajı şöyledir: “Omega-6 [çoklu doymamış yağ asidi] alımlarını mevcut seviyelerinden azaltmak, KKH riskini azaltmaktan daha olası olacaktır.” Hem sağlık hem de düşük kronik hastalık oranları için hem omega-6’ların hem de omega-3’lerin yeterli miktarda alınması gerekmekle birlikte, bu noktada omega-6’ların omega-3’lere optimal veya zararlı bir oranı tespit edilememektedir.

Sonuç olarak;  sağlıklı bireyler için hem omega-3 hem de omega-6 yağ asitlerinin mutlaka karşılanması , ancak tüketim olarak omega-6  yağ asitlerinin daha az tüketilmesi ve balığın haftada en az 2 kez tüketilmesi gerekmektedir.

BARİATRİK CERRAHİDE BESLENME TERAPİSİ

 

Obezite Cerrahisi morbid obeziteyi gidermek amacıyla yapılan cerrahi müdahelelerin tamamnına verilen isimdir ve tıpta “bariatrik cerrahi” denilmektedir.

Obezite cerrahisi son dönemlerin gözdesi olmuştur. Kimileri için sihirli bir değnek olsa da obezite çözümü için son basamak olarak düşünülmemelidir. Ameliyat sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak için bir araç şeklinde düşünülmelidir.

Bariatrik cerrahi beslenme alışkanlıklarını bir ömür boyu değiştirecek köklü bir değişim sürecidir. Bu nedenle ameliyat oldu bitti diye düşünülmemeli ameliyattan sonraki 1 yıllık alışma sürecini sağlıklı bir şekilde tamamlanmalıdır.

Bu dönemde ;

  • yağ yerine kas ağırlığından gitmemesi
  • metabolizmanızın yavaşlamaması
  • mide hacmimize göre beslenmek
  • safra kesesi taşı, gut hastalığı ,böbrek taşı ve kronik böbrek yetmezliği gibi sorunlarla karşılaşmamak
  • bir ömür boyu sağlıklı beslenme alışkanlıkları
  • tekrar kilo almama
  • yeterli protein aldığından emin olmak
  • yeterli sıvı almak için diyetisyen desteği şarttır.

Bariatrik cerrahiyle ilgili birçok şey okumuş olabilirsiniz fakat beslenme tedavisine alışma süreci çok önemlidir. Bariatrik cerrahi sadece zayıflama olarak değil sağlıklı yaşam için bir adım olarak algılanmalı.

Ameliyat sonrası beslenme terapileri 4 ayrı kısımdan oluşur. Bu beslenme terapilerinin düzenli şekilde yapılması beslenme alışkanlıklarının kalıcı olmasında büyük etkisi vardır.  Obezite ameliyatı  sonrasında ameliyat türüne göre size uygun protein ihtiyacını göre  beslenme uzmanımız size uygun beslenme programı oluşturmaktadır. Her hasta kendine özeldir. Başka bir hastayı rahatsız etmeyen besin sizi rahatsız edebilir.

EVRE 1 – BERRAK SIVI DÖNEM ( AMELİYATTAN SONRAKİ 1 HAFTA )

Ameliyat ertesi günü: berrak sıvılar
su , elma suyu, şekerisz komposto , tanesiz et tavuk suyu , bitki çayları bütün içecekler berrak , pipetten geçebilecek kıvamda ve posasız olmalıdır.
Yudumları alarak başlayın ve rahatsızlık hissetmediğiniz sürece aldığınız miktarları arttırın.
Kusmaya yol açacak kadar büyük yudumlar almayın.
Gazlı ve kafeinli içecekler içilmeyiniz.
İçecek olarak komposto, açık çay , ıhlamur , et suları en iyi seçeneklerdir.
Gereksiz kalori yükü olan ıce tea, şekerli meyve suları gibi hazır ürünlerden kaçınılmalı.
Yağsız yada yarım yağlı süt tüketebilrsiniz. Gaz şikayeti olanlar soya yada laktozsuz süt tükletebilirler.
Protein tozlarıyla hazırlanan yağsız çorbalar,ayran, yoğurt ve kefir içilebilir.
Nispeten kıvamlı tanesiz çorbalar ( et suyu çorbaları) da eklenebilir.

EVRE 2-KOYU SIVI DÖNEM ( 2. HAFTA )
Koyu kıvamlı meyve suları (şeftali, portakal, ananas gibi), blenderize edilmiş etsiz çorbalar ( tarhana , domates gibi ) içebilir, kurubaklagil içeren çorbalardan uzak durunuz. Çümkü mercimek ve ezogelin çorbaları gaz yapabilme ve sizi rahatsız edebilme imkanı olduğundan dolayı tüketmeyiniz.

EVRE-3 İNCE KIVAMLI PÜRELER (blenderize edilmiş )
Bu aşamada gıdaların çok parçacıklı ve iyi blenderize olması çok önemli.
Bu dönemde yavaş yeme alışkanlığını geliştirmelisiniz. Bir kaç kaşık aldıktan sonra rahatsız olmuyorsak yemeye devam etmeliyiz.
Sıvılar midemizi çabuk terkedeceğinden dolayı çabuk acıkma hissine neden olur. Bu nedenle bu dönemde sıvıları azaltmalıyız. Bu geçiş aynı zamanda beslenme alıskanlıklarının oturması için bir fırsattır. Eğer kişi bu dönemde katı besinlere geçiş yapmazsa , sıvı hacminin giderek arttığını ve açlık hissinin daha belirgin olduğunu farkedecektir.
Yemeyi doyduğunuz anda bırakmalısınız.
Günde 4-6 öğün yemelisiniz.
Her öğünde protein almaya çalışın.
Çeşitli sebze meyve ve kurubaklagil püreleri( kurubaklagil rahatsız ederse kesilebilir)
Yumuşak süzme peynir,yoğurt ile karıştırılmış lor peyniri, yağsız ve tuzsuz kahvaltılık lor peynirleri , yulaf ezmesini sütle pişirerek tüketebilirsiniz
Az pişmiş yumurta beyazı tüketebilirsiniz
Bebek mamalarını ( öğünde 10 g dan az şeker içerenler ) da tüketebilirsiniz.

EVRE-4 KOYU KIVAMLI PÜRELER (4-5 hafta)
Burda önemli olan her ana öğünde protein kaynağı tüketilmelidir.
İyi haşlanmış kabukları soyulmuş çatalla rahatlıkla ezilen sebze ve meyveler.
Tavuk ve hindi eti püresi
Suyunu tam çekmemiş ve kurumamış kıyma
Ton balığı ve kılçıksız balık etlerini tüketebilirsiniz.

EVRE-5 NORMAL BESLENMEYE BAŞLANGIÇ (POSTOP 6 HAFTA )
Bu dönemde midenizi dinlemeyi öğrenmeniz gerekir.
Besinleri çok çiğneyip yutarak rahatsız olup olunmadığına bakılmalı. Eğer midenizde bi rahatsızlık hissetmiyorsanız yemeye devam edebilirsiniz.
İyi haşlanmış tavuk ve hiindi eti,balıklar, çiğ kabuksuz meyve ve salatalara da tolere edilebiliyorsa başlanılabilir.
Büyük parça bonfile , antrikot , biftek gibi zor çiğnemeli etleri 5 aydan sonra tüketmelerini öneriyoruz
Öğünlerde sıvı ile katıları beraber tüketmiyoruz. Özellikle kahvaltı yanına çay kahve içmemek sizi zorlayabilir.

SIVI TÜKETİMİ
En iyi içecek kalorisiz, karbonhidratsız ve kafeinsiz olandır.
Günlük sıvı tüketimi 1,5 litreyi tamamlamaya çalışınız.
yeterli sıvı alınmadığında kabızlık problemi yaşanılabilir
Yemeklerden 30 dk önce ve sonra , yemek sırasında sıvı alınmamalı
Katılarla sıvılar bir arada alınmamalı.

Eğer su içemiyorsanız meyve ve tarçın ekleyerek tatlandırabilirsiniz.
Gazlı içececkler mide hacminizi zorlayacağı için kesinlikle kaçınılmalıdır.
Alkol hem az miktarda fazla kalori içerdiğinden hem de mide mukozasını tahriş ettiğinden en az 2 yıl tüketilmemelidir.

PROTEİN ÖNEMİ
Ameliyattan sonra

  • yaraların iyileşmesi
  • yağsız kas kütlesinin korunması
  • enzim ve hormon sistemlerinin işlemesi
  • tokluk hissinin oluşmasında etkilidir
    günlük 60-80 g alınmalıdır
    ilk 5-6 ay protein desteği elzemdir , zamanla besinlerle alınan protein oranı artııkça azaltılır.

Obezite cerrahisi hastaları öncelik olarak whey proteini daha sonra soya ve yumurtayı tercih etmelidir. Bitkisel proteinleridaha sonra tercih edilmelidir.
Laktoz intoleransı olanlar hazır protein shakeleri yerine izole whey proteinleri tercih ediniz.
Protein oranı en az 15 g olan 150-200 kkal aralığında olan şekersiz olan shakeleri tercih ediniz. Eğer tüketmede zorluk çekiyorsanız güvenilir bir tatlandırıcıyla genellikle stevia yada meyveyle tatlandırmayı deneyin.

Kuruyemişler
Obezite cerrahisi işlemi olmuş hastalarımız için öncelik proteinli besinlerdir. Kuruyemişler her ne kadar protein ağırlıklı olsa da kalorisi yüksek besinler grubunda olduğu unutulmamalıdır. Kuruyemişler 3. aydan itibaren beslenme uzmanınıza danışarak tüketebilirsiniz.

Kafein
Kafein diüretik( idrar söktürücü) etkisinden dolayı , özellikle ameliyat sonrası erken dönemde dehidratasyon ( vücudun sıvısız kalması) görülebilir.
Kafein yemek borusu alt kas tonusunu gevşettiği için reflü şikayetlerinde artma ve buna bağlı olarak rahatsızlık hissi oluşturma söz konusu olabilir.
Eğer ameliyattan sonra kahve alışkanlığınızı azaltmada sorun yaşıyor iseniz decafe ( kafeinsiz kahve) diyetisyeninize danışarak kullanabilrsiniz.

EGZERSİZ
Ameliyattan sonra aktif bir hayat tercih etmelisiniz.
Hafta yürüyebilir alışveriş merkezi gezebilirsiniz.
2 Haftadan sonra nabzını hızlandıracak yürüyüşler yapabilirsiniz.
15 günden sonra yüzme , koşu
2 aydan sonra ise fitness, plates gibi sporlar yapabilirsiniz.

KABIZLIK

Obezite hastalarında kabızlık hgörülmesi nedenleri;

  • yetersiz gıda alımı ve su tüketimi
  • yetersiz fiziksel aktivite
  • kabızlığı önleme yöntemleri
  • yetersiz su alımı
  • diyette yetersiz lif alımı

 

Muz , patates , peynir gibi kabızlığa neden olan besinlerden bu döenm içerisinde uzak durun.
Sabah aç karna ılık su tüketin.
Şekersiz kuru erik ve kayısı hoşafı barsak hareketlerinizi arttırır.
Hergün aynı saatte probiyotikli ürün ( aktivia , kefir gibi) tüketebilirsiniz.
Ana öğünler protein ağırlıklı olduğu için ara öğünlerde meyve sebze gibi besinler tüketerek lif oranlarınızı arttırın.

ÖNERİLER
Önerilen porsiyon ve gıda önerilerine sıkı sıkıya uyun.
Açlık hissetmeseniz bile günde 3 öğün yiyin.
Öğünler arasında açlık hissedersiniz ilk önce su içip bunun susuzluk olmadığıı netleştirin. Hala açlık hissediyorsanız sağlıklı ara öğünler tüketin.
Yavaş yiyin ve olabildiğince çiğneyin.
Bir masada yeme düzeni şeklinde yiyin. Her lokmadan sonra çatal ve kaşığınızı masaya koyma alışkanlığı edinin.
Tokluk hissettiğiniz ilk anda yemenizi bitirin
Öğünlerde sıvı tüketmeyin.
Eski beslenme alışkanlıklaınızı bırakın. Bu dönemin geçici değil bir ömür sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirin.

VİTAMİNLER VE KANSER

Vitaminler, vücutta bir çok farklı fonksiyonu olan ve genellikle besinlerle alınması gereken mikrobesinlerdir. Hücre çoğalması ve diferansiyasyonu üzerindeki etkileri ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır.

Vitaminlerin kanser hastalağında genel işlevi; karsinojen oluşumunu önlemek, detoksifikasyonu artırmak, hücre replikasyonu, malignansiyi ve denetimi kontrol etmek ve hücreler arası iletimi sağlamaktır.

Oksidatif stresin kansere neden olabileceği bilinmektedir. Yapılan bir çalışmada ise antioksidan takviyesi alan gastrointestinal kanserden ölüm oranları incelenmiştir. Sonuç olarak antioksidan takviyesi alanlarda gastrointestinal kanseri önleyebileceğine dair kanıt bulunmadı hatta genel mortaliteyi artırdığı saptanmıştır

Meme kanserli kadınların antioksidan vitamin alımının hastalığının tekrarının azalmasını ve mortalitesini durdurmuştur. E vitamininin kullanımı (10-40mg ve 40 mg‘dan fazla) ve C vitamini alımı (60-500 ve 500 mg ‘dan fazla) ile hastalık oluşumu ters etki göstermiştir. Tanı konulmadan önce, ya C ya da E vitaminlerinden birinin dört yıl veya daha uzun süre kullanılmasının güçlü ve önemli düzeyde riski durdurduğu savunulmaktadır. Tanıdan sonra E vitaminini alımının ise hastalık riskini tekrarladığı ve mortaliteyi kısmen azalttığı ancak tek başına C vitamininin bunu yapamadığı saptanmıştır. Antioksidanların uzun süreli kullanımı meme kanseri riskini ve tekrarını azaltmaktadır

A VITAMINI VE KANSER

Dermatoloji literatüründe, A vitamininin foto hasarlı deride kanser gelişimini önleyici etkilerini , β karotenin ultraviyoleyeye bağlı deri kanseri gelişimini engelleyici etkilerini karotenoidlerin ultraviyole eritemine karşı koruyucu etkilerini (en az 10 hafta kullanımından sonra) gösteren çalışmalar bulunmaktadır

Meme, baş ve boyun, akciğer kanseri, pankreas kanseri gibi pek çok farklı kanser türünde yapılan gözlemsel ve randomize çalışmalarda, kemoterapi-radyoterapi tedavisi ile ortaya çıkan yan etkilere karşı A vitamininin etkinliği incelenmiş. Hayatta kalma süresi ve tümör cevabının artmasının yanı sıra, yan etkilerin azaldığı gözlenmiştir

Sebze ve meyveden zengin beslenenlerde, özellikle karotenden zengin beslenenlerde servikal kanser görülme oranı çok düşüktür

Düşük seviyede A vitamini alımı gibi immün fonksiyonları baskılayan durumlarda enfeksiyöz hastalık ve kanser riskinde artış olduğu gösterilmiştir.

 

D VİTAMİNİ VE KANSER

Laboratuvar çalışmalarında D vitaminin kanser kültür hücreleri üzerinde yapılan araştırmalarda D vitamininin kansere karşı koruyucu etkisi olduğu görülmüştür.

Kolon, prostat ve meme kanseri insidansının UV ışınlarının bol olduğu bölgelerde daha düşük olduğu gösterildi. Bununla birlikte, bu çalışmaların çoğu klinik çalışmalar olup, güneş ışınlarından yeterince faydalanamayan dolayısıyla D vitamini düzeyi düşük olan ülkelerde yapılmıştır. 1095 erkek olguyu içeren bir çalışmada serum 25 (OH) D düzeyinin 25 nmol/L’nin üzerinde bulunmasının total kanser insidansını %17 oranında azalttığı bildirilmiştir. 16.818 erişkini içeren geniş ölçekli bir başka çalışmada total kanser mortalitesi ile D vitamini arasında bir ilişki saptanmamıştır. Diğer yandan oral D vitamini alımı ile kanser sıklığı, kanser tiplerine göre farklılık göstermektedir. Örnek olarak; D vitamini desteği sağlananlarda meme kanseri riski düşük bulunmuş iken, kolon ve prostat kanserlerinde sonuçlar farklılık arz etmektedi
Bir çalışmada D vitamini düzey ile kolorektal kanser sıklığı arasında ters bir ilişki saptanmıştır. Bu çalışmada serum 25(OH)D düzeyi 80 nmol/L nin üzerinde bulunan olgularda, 50 nmol/L nin altında olanlara göre kolorektal kanser sıklığında %72 oranında azalma saptanmıştır.

E VİTAMİNİ VE KANSER

Epidemiyolojik çalışmalar E vitaminini akciğer ve serviks kanseri riskini azalttığını göstermektedir. Bunla beraber yüksek dozda alınan vitamin erkeklerde akciğer kanser riskini azaltmadığını göstermektedir. Takip edilen bir çalışma verileri E vitamini desteğinin prostat kanser riski ile ilintili olmadığını ancak sigara içenlerde prostat kanser riski ile ters ilntili olduğunu göstermektedir. Bunlar E vitamini desteği alan %34’u prostat,%16’sıda kolorektal kanserli erkek sigara içenlerden geniş klinik çalışmalarla desteklenen verilerdir.

Prostat, meme, cilt ve akciğer kanserlerini içeren bazı kanser çeşitlerinde Vit E’in kanser büyümesini durdurabildiği ve çeiitli dozlarda kemoterapodik ajanlar verilen farelerde prostat tümörlerinin büyümesinin Vit E tarafından yavaşlatıldığını bildirilmiştir

Hindistan’da yapılan bir çalışmada da oral kanserli grupta plazma E ve C vitamin konsantrasyonlarının anlamlı derecede daha düşük olduğu tespit edilmiştir

C VİTAMİNİ VE KANSER
Diyette günlük yeteri miktarda alınan E ve C vitaminlerinin %30 oranında hastalık riskini azalttığı belirtilmektedir. Yetersizliğinde; ozofagus, mide, larinks ve serviks kanser riskini artırmaktadır. Limon suyu gibi vitamin içeriği yüksak yiyecekler ise mide kanserlerinden koruyucu olmaktadır.
Epidemiyolojik çalışmaların sonucunda, diyette bol miktarda sebze meyve tüketimiyle alınan C vitaminin mide kanseri riskini azalttığı ve olasılıkla ağız, farinks, ozofagus, akciğer, pankreas ve serviks kanser riskini durdurduğu ortaya çıkmıştır.

2030 yılında 24 milyon insan kansere yakalanacaktır.17 milyon insan aynı yıl yaşamını kanser nedeniyle yitirecektir. 75 milyon insan ise kanser ile yaşıyor olacaktır. Bu artışın %75’inin ülkemizin de içinde bulunduğu gelişmekte olan veya gelişmemiş ülkelerde ortaya çıkacak olması ülkeleri kanseri önleme programlarına ağırlık verilmesini zorunlu tutuyordu. Sebze ve meyve tüketimi artırılması öncelikli alınması gereken önlemlerden biridir.

Meme kanserli kadınlarda antioksidan vitamin alımının hastalığın tekrarını azaltmış ve mortaliteyi durdurmuştur.