Yazılar

Ortoreksiyayı Anlama

Beslenme sağlıklı olmanın önemli  bir unsurudur ancak aşırıya kaçıldığında sağlıklı durumdan sağlıksız durum haline gelebilir. Doğru beslenme anlamına gelen “Ortoreksiya” Dr. Steve Bratman tarafından 1997 yılında Yunanca “ortho” (doğru) ve “orexis” (açlık, iştah) anlamına gelen kelimelerin bir araya gelmesiyle oluşturulmuş ve tanımlanmıştır . Bratman’a göre ortoreksiya, sağlığı korumak ve geliştirmek temelinde doğru beslenmeyle ilgili kaygı durumunun normalden fazla olduğu, patolojik bir saplantıdır.

Sağlıklı beslenme ve ortoreksiya nerede başlar?

Sağlıklı yeme ile ortoreksiya arasında ince bir çizgi vardır. Ortoreksiya resmi bir yeme bozukluğu değildir, ancak fiziksel ve zihinsel olarak zarar verebilir.

Ortoreksiya Ve Yeme Patolojisi

Hangi noktada sağlıklı yeme önceliğinin patolojik hale gelmesi gerekiyor?  Bratman, ortoreksianın 2 aşamalı olduğunu kaydetti. Birincisi , sağlıklı yemeği tercih etmesi , ikincisi ise bu arayışın bir saplantı haline gelmesi. Bilim veya sözde bilime dayanan alternatif bir diyetin basitçe benimsenmenin birinin ortoreksiya olduğu anlamına gelmediğini de belirtti.

Ortoreksiyalı bireyler genellikle mükemmeliyet, saflık veya üstünlük hissi elde etmek için beslenme tarzını kullanırlar  ve sağlıklı beslenmeyenleri yargılamaya  meyillidirler. Normal toplumsal etkinliklere ve etkileşimlere katılımı engelleyen “saf” gıdaları planlamak ve araştırmak için aşırı zaman harcayabilirler.  Genellikle organik yemek yemek veya rafine edilmiş tahıl yerine tam tahıl yemeye çalışırlar. Böcek ilacı, GDO’lar veya beyaz bir unu önlemek konusundaki hassasiyetleri nedeniyle diyetin esnek olmaması ve  başkalarının yemek yapmalarını istemedikleri için restoranlara gitmeyi reddederler. Ortorektik eğilim gösterenlerin genel beslenme davranışları incelendiğinde besinin miktarından çok kalitesiyle ilgili takıntıları oldukları belirlenmiştir. Besinlerin satın alma aşamasında etiket okuma alışkanlıklarının olduğu, besinin içinde katkı ve kanserojen madde olup olmadığına dikkat ettikleri ve besinlerin saf ve katkısız olmasına kafa yordukları belirtilmektedir.  Sağlıklı beslenme takıntısı ilerleyen süreçte beden algısında olumsuz etkiler yaratabilir ve dış görümünü daha iyi hale getirme isteği, enerji ve besin ögesi yetersizlikleri ve malnutrisyon gibi sağlık sorunlara zemin hazırlayabilir. Ve  kontrol çatlamaları ve yasak bir yiyecek yendiği zaman, başarısızlık duyguları, suçluluk ve kendinden nefret etme duyguları genellikle takip eder.

Yerleşik yeme bozukluklarında olduğu gibi, ortoreksiya tedavisi genellikle multidisipliner bir psikiyatrist, psikolog, doktor ve diyetisyen takımını gerektirir.  Yemek korkularını azaltabilir ve kendilerini iyi hissettiren, dikkati çeken, sezgisel yeme, genel olarak dengeli beslenme kalıpları içeren ve uygun olduğunda gerekli önerileri ile değişen,  alışkanlıklarına nazik, merhametli bir yaklaşımla uygulayan beslenme kalıpları yaratmaya yardımcı olabiliriz. Tanı konulmamış yeme bozukluğu olan hastaların çoğunun  klinik diyetisyenlerin gözetiminde yediğini ve bu nedenle disfonksiyonel yeme davranışlarının doğru bir şekilde nasıl giderileceğini bilmek çok önemlidir. Bir diyetisyen bir hastanın yeme konusundaki endişe duymuyorsa ya da bu endişeyi iyi yemek yemenin heyecanı veya motivasyonu olarak yanlış yorumlarsa beslenme eğitimi, gıda ile ilgili sağlıksız saplantılara ve korkuya katkıda bulunabilir. “Önlemek” ve “ortadan kaldırmak” gibi belirsiz sözcüklerin bir hastaya “sıfır tolerans” anlamına gelebileceğine dikkat çektiğinden belirli sınırlar vermelidir. Bozukluğun önümüzdeki 10 yılda, belirli bir ortalamanın üstüne çıkması beklenildiğinden, diyetisyenlerin özel olarak eğitim almaları ve kendilerine bu yeni sınıflamadaki insanlara yönelik tedavi planı geliştirmeleri gerekmektedir.

 

MENOPOZDA BESLENME

 

Menopoz, vücutta östrojen seviyesinin azalmasına bağlı olarak doğurganlık yeteneğinin kaybolduğu doğal bir süreçtir. Şişman kadınlarda daha erken olmakla birlikte, genellikle menopoz yaşı 48-55 olarak belirtilmektedir. Kemik kaybından yüksek kolesterole kadar uzun dönemli sağlık problemleri menopozda baş gösterir.   Şişman kadınlarda daha erken görülebilmektedir. Beslenme durumu, sosyo ekonomik durum, aşırı alkol alımı ve aşırı kahve içilmesi menopozu etkileyen faktörler arasındadır.
Menopoza giren kadınlarda, ağırlık kaybı programları planlanırken kalp hastalıkları ve osteoporoz riski düşünülerek diyeti planlanmalı ve fiziksel aktivitenin yoğunluğuna dikkat edilmelidir.

Menopozda yaygın fiziksel semptomlar

• Düzensiz menstrüal periyot

• Sıcak basması ve gece terlemesi

• Uykusuzluk

• Yorgunluk

• Başağrısı

• Vajinal kuruma

• Deride kuruma

• Sık idrara çıkma ve idrar tutamama

• Sık vajinal veya üriner enfeksiyonla

Peki nelere dikkat edilmeli? 

  • Su, menopoz döneminde östrojen azalması nedeniyle kuru cilt, vajinal kuruluk gibi kadınlar arasında ortak şikayetler vardır. Günde 8 bardak su cildinizin nemini ve kurluğu önlemeye yardımcı olabilir.
  • Her yaş döneminde yeterli kalsiyum alımına dikkat etmelisiniz. Kemik dokusu sürekli olarak oluşur ve resorbe edilir. Çocuk ve adolesanlarda kemik oluşumu kaybından fazladır. Kemikte en hızlı büyüme doğumdan yaklaşık 20 yaşa kadar oluşur. 12-40 yaş- ları arasında kemik mineral yoğunluğu en üst düzeye ulaşır. 30-40 yaşlarında ise kemik kaybı başlar. Kadınlarda menopozdan sonra östrojen düzeyindeki azalmaya bağlı olarak kemik kayıp hızı önemli ölçüde artar. Bu dönemde idrarda kalsiyum atımında artış, bağırsaklardan kalsiyumun etkin olarak emilmesindeki azalma ve diyet ile yeterli kalsiyumun alınmaması, kemik kaybının nedenlerindendir. Mineral yoğunluğunun azalması sonucu, kemiklerde zayıflama ve kırık riskinin artması ile karakterize osteoporoz gelişebilmektedir. Gençlik yıllarında kemik mineral yoğunluğunu en üst düzeye ulaştırmak ileriki yaşlarda kaçınılmaz olan kemik kaybını en aza indirecektir. Menopoz dönemi öncesi günlük kalsiyum ihtiyacı 1000 mg/gün iken, bu dönem sonrası günlük ihtiyacınız 1500 mg/gün ‘ a kadar çıkmaktadır. Özellikle süt ve süt ürünlerinin yanı sıra yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, fındık, badem, kuru incir en iyi kalsiyum kaynaklarıdır.
  •  Yaşlandıkça metabolizma yavaşlar, ve onların orta-kırklı kadınların daha sedanter olma eğilimindedir. Bu, tüm ağırlık artışı, en korkulan menopoz semptomlarının birine ekler.  Menopoz öncesi kadınlarda, metabolik hız menstrüal siklustan etkilenir. Siklusun luteal safhasında endometriyumun oluşması ve hormonal değişiklik (progesteronun seviyesinin yüksek olması) nedeniyle metabolik hız artar. Menopoz sonrası dönemde ise overlerin fonksiyonundaki ve menstrüal siklusun luteal fazındaki kayıp nedeniyle enerji harcamasında azalma oluşur. Ayrıca ilerleyen yaşla birlikte yağsız vücut kütlesinin yağ kütlesine oranı azaldığı için bazal metabolik hızda düşme görülür. Yine fiziksel aktivite düzeyinin yetersiz olması da şişmanlık gelişimine katkıda bulunur. Düşük kalorili meyve ve sebze doldurarak, size sağlıklı kalmak için ihtiyacınız olan besinleri alırken kilo artışı en aza indirmeye yardımcı olabilir.
  • Kinoa, kahverengi pirinç , arpa , yulaf ezmesi gibi tam tahıllar enerjiiyi arttırmada , srtesi yönetme ve sindirim sistemine yardımcı olan B vitaminlerini sağlar. Ayrıca öğütülmemiş tahıllarda bulunan folik asit ve lif, menopozdan sonra yükselen kardiyovasküler hastalık, riskini düşürmeye yardımcı olur.
  • Soyada izoflavon denilen östrojen benzeri bileşikler bulunmaktadır ve menopoz belirtileri olan sıcak basmalarına iyi geldiği söylenmektedir. Tofu ve edamame de soya benzeri özellikler taşımaktadır. Kurubaklagiller İzoflavonla östrojenin vücuttaki etkilerini dengeleyerek menopozun yarattığı değişimlere karşı koruyucudurlar.
  • Keten tohumu, omega-3 yağ asitleri ile muhteşem bir bitki bazlı bir besindir. Tahıl, yoğurt, salatalarınıza keten tohumu serperek deneyin; bu, sağlıklı damarlar , diyet lifi ve bazı östrojen benzeri bileşikler vardır
  • Aşırı protein tüketiminden kaçınmalısınız.Çünkü yüksek proteinli diyet idrarla kalsiyum atımını arttırır ve osteoporozis için önemli bir risk faktörüdür.
  • Yemeklerde tuz kullanımına dikkat etmelisiniz. Hormonal değişikliklerden dolayı vücudunuz su toplamaya çok eğilimlidir ve genelde ödem olduğundan dolayı kilo alınmış görünür. Aynı zamanda aşırı tuz tüketimi idrarla Ca atımını da hızlandıracaktır.
  • Sigara içmemeye özen göstermelisiniz.Sigara,kandaki C vitamini düzeyini ve serum östrojen düzeyini düşürücü olumsuz etkiye sahiptir. Günde 20 adet ve daha fazla sigara içen kadınların menapoza 1-2 yıl daha erken girdikleri belirlenmiştir.

*Yapılan fiziksel aktivite, gençlikte kemik kütlesini artırmada,yaşlılıkta ise kemik kaybını önlemede son derece önemli role sahiptir.Dolayısıyla düzenli olarak egzersiz yapmaya özen göstermelisiniz.
*Alkollü içeceklerden ve kafeinden uzak durmalısınız.Alınan alkol ,kemik oluşum hücrelerini olumsuz etkilemekte ve kalsiyum emilimini engelleyici etkiye sahiptir

Keskin Bir Hafıza İçin Süper Besinler

Sizde arkadaşınızla konuşurken bazı sözcükleri unutuyor musunuz?  Ve hafızanızın eskisi kadar keskin olmadığından endişe ediyor musunuz? O zaman bu sese kulak ver ve muhakkak yazımızı oku!

Beyin, kardiyovasküler sistem gibi, optimal işlev için iyi bir kan dolaşımına bağlıdır. Bu nedenle, düzenli fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenme şekli kalp sağlığında olduğu gibi beynin sağlıklı ve hafızalı olmasını sağlamak için de iyi bir yoldur.” Kalp için iyi olan beyin için de iyidir, “diyor McDaniel,  Akdeniz beslenme tarzı, sayısız çalışmada daha iyi bilişsel işlev, hafıza ve uyanıklıkla bağlantılıdır. Akdeniz beslenmesinin bir varyasyonu olan ve özellikle beyin sağlığını hedefleyen MIND diyeti, yeşil yapraklı sebzeler ve beyin faydaları ile bağlantılı meyveler gibi bazı gıdalara önem vermektedir.

Beyin güçlerini artırmak için göze çarpan bazı besin öğeleri veya gıda bileşenleri nelerdir? Araştırma bugüne kadar kesin değildir, ancak birkaç umut verici besin maddesi aşağıda detaylandırılmıştır.

1.Omega-3 Yağ Asitleri

Çoklu doymamış yağ asitlerinin (PUFA’lar) omega-3 ailesi, beyin yapısı ve işlevinde önemli roller oynar ve bu PUFA’lardaki beslenme yetersizliğinin olumsuz bilişsel etkilere sahip olabileceğini düşündüren klinik kanıtlar vardır.  Bir çalışmada, haftada bir kez bile balık veya deniz ürünü tüketen yaşlı denekler, yedi yıllık izlem süresinde demans gelişme riski açısından anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Balık, kabuklu deniz hayvanları ve yosunlarda bulunan fakat özellikle somon, uskumru, ringa balığı, hamsi  ve sardalya gibi yağlı balıklarda bulunan uzun zincirli omega-3 DHA, beyin fonksiyonu için özellikle önemlidir. Fakat batı beslenme tarzına geçtiğimizden bu yana balık tüketimlerimiz düşmüştür.

Beyin sağlığı söz konusu olduğunda, doymuş ve trans yağdan kaçınılması, çoklu doymamış omega-3 yağlarının tüketimi kadar önemli olabilir. 2014 te yapılan çalışmalar, doymuş ya da trans yağ asitlerinin yüksek alımının demans riskini arttırdığı hipotezini desteklemektedir.

2. Lutein 

Yumurta sarısı, avokado,  ıspanak ve lahana gibi koyu yeşil yapraklı sebzelerde  bulunan sarı renkli bir karotenoid olan Lutein, beyin sağlığına yardımcı olan ve hafızayı koruyan başka bir besin öğesidir. Lutein aynı zamanda göz sağlığımız için de oldukça önemlidir. Özellikle, bir çalışma lutein’in omega-3 yağlı asit DHA’sı ile eşleştirildiğinde bilişsel işlevde daha da iyileştirmeler olduğunu tespit etmişlerdir.

3.Vitaminler
Epidemiyolojik çalışmalar, yeterli vitamin ve mineral tüketiminin (diyet veya ek), bilişsel yetersizlik geliştirme riski düşüklüğü ile ilişkili olduğunu göstermektedir. B vitaminleri ve E, C ve D vitaminleri, özellikle normal beyin fonksiyonlarının sürdürülmesinde önemli rol oynuyor. Bu vitaminlerin birçoğu (tiamin ve E vitamini gibi) nöronal zarların bileşenleri olup diğerleri (B6, B12 ve C vitamini dahil) nörotransmitterlerin sentezi ve işleyişi gibi görevlerde rol oynar. B vitamini ailesinin üyeleri ve C vitamini de beyindeki enerji üretimi için gereklidir. C ve E vitaminlerinin antioksidan gücü beynin oksidasyonunu azaltmak için de önemli olabilir.

4.B vitaminleri
B vitaminleri ile takviyelerde, beyin fonksiyonunu veya hafıza kaybı semptomlarını düzeltmede  kesin sonuçlar  olmamasına rağmen, bu vitaminlerin beyninde oynadığı önemli roller ile ilgili bazı ilginç olasılıklar ortaya çıkarmaktadır. Örneğin, sadece hayvan ürünlerinde bulunan B12 vitamini eksikliği  demans benzeri semptomlara yol açtığını ve B12 seviyelerini yükselterek tersine çevrilebildiği bilinmektedir. Örneğin son ön araştırma, B vitamininin bilişsel düşüşü yavaşlatmada ancak omega-3 yağ asidi seviyelerinin normal olduğu durumlarda etkili olduğunu önermektedir.

5.Kurkumin
Curcumin polifenolik bileşiği, sarı pigmentini zerdeçal haline getirir. Klinik öncesi çalışmalar, curcumin’in antioksidan, antienflamatuar ve nöroprotektif etkilere sahip olduğunu göstermektedir. McDaniel, “Hindistan, Alzheimer hastalığının en düşük oranlarından birine sahip” dedi. “Curcumin geleneksel olarak kullandıkları köri baharatının, beyindeki iltihaplanmayı azaltmaya ve oksidatif stres azaltmaya yardımcı olduğu gösterildi. . Neural Plasticsite derlemesinde 2017’de yapılan bir gözden geçirme, curcumin’in yaşlanma sırasında beyine ve bilişsel işlevine fayda sağlayabileceğini,şimdiye kadar yapılan hiçbir klinik araştırmada, uzun süreli curcumin tüketiminin, yaşlanma ile birlikte bilişsel düşüşün önlenmesi veya tedavisinde etkili olduğuna dair kesin kanıtlar sağlanamamıştır.

6.Resveratrol
Üzüm, şarap, yer fıstığı ve bazı meyvelerde bulunan bir polifenolik bileşik olan resveratrol, önemli miktarda serbest radikal temizleme kabiliyetine sahiptir. Hayvan çalışmaları, resveratrolün beyin sağlığı için yararlı olabileceğini ileri sürdü ancak birkaç klinik çalışma tamamlanmadı. 12 haftalık hafıza kaybı olan (ancak bunama değil) yaşlı erişkinlerin diyetlerine  üzüm suyu eklendi ve  sözel öğrenme ölçütlerinde belirgin bir iyileşme olduğunu tespit ettiler. Araştırmacılar, sağlıklı yaşlı yetişkinlere, günde 200 mg resveratrol takviyeleri ve altı aylık 230 mg kerercetin verdikleri  kontrollü bir çalışmada, bellek performansını arttırdığını keşfetti.

7. Kateşinler
Flavan-3-ol monomerler olarak da bilinen güçlü antioksidan ve anti-inflamatuar kateşinler, demlenmiş yeşil çayın % 30 ila% 42’sini oluştururlar. Aynı bitkinin yapraklarından gelen beyaz, oolong, siyah ve Pu-erh çayında da bulunurlar. Çeşitli sebeplerle sonuçlanan epidemiyolojik çalışmalar, uzun süreli kateşin alımını, gelişmiş dil ve sözel bellek ile ilişkilendirmekte ve bilişsel bozukluk ve düşüş riskini azaltmaktadır. Sağlıklı gönüllülerde yapılan küçük bir girişimsel çalışmada, yeşil çay tüketildikten sonra fonksiyonel MR incelemelerinde beyin aktivitesinde bir artış olduğunu tespit etmiştir.

BARİATRİK CERRAHİDE BESLENME TERAPİSİ

 

Obezite Cerrahisi morbid obeziteyi gidermek amacıyla yapılan cerrahi müdahelelerin tamamnına verilen isimdir ve tıpta “bariatrik cerrahi” denilmektedir.

Obezite cerrahisi son dönemlerin gözdesi olmuştur. Kimileri için sihirli bir değnek olsa da obezite çözümü için son basamak olarak düşünülmemelidir. Ameliyat sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak için bir araç şeklinde düşünülmelidir.

Bariatrik cerrahi beslenme alışkanlıklarını bir ömür boyu değiştirecek köklü bir değişim sürecidir. Bu nedenle ameliyat oldu bitti diye düşünülmemeli ameliyattan sonraki 1 yıllık alışma sürecini sağlıklı bir şekilde tamamlanmalıdır.

Bu dönemde ;

  • yağ yerine kas ağırlığından gitmemesi
  • metabolizmanızın yavaşlamaması
  • mide hacmimize göre beslenmek
  • safra kesesi taşı, gut hastalığı ,böbrek taşı ve kronik böbrek yetmezliği gibi sorunlarla karşılaşmamak
  • bir ömür boyu sağlıklı beslenme alışkanlıkları
  • tekrar kilo almama
  • yeterli protein aldığından emin olmak
  • yeterli sıvı almak için diyetisyen desteği şarttır.

Bariatrik cerrahiyle ilgili birçok şey okumuş olabilirsiniz fakat beslenme tedavisine alışma süreci çok önemlidir. Bariatrik cerrahi sadece zayıflama olarak değil sağlıklı yaşam için bir adım olarak algılanmalı.

Ameliyat sonrası beslenme terapileri 4 ayrı kısımdan oluşur. Bu beslenme terapilerinin düzenli şekilde yapılması beslenme alışkanlıklarının kalıcı olmasında büyük etkisi vardır.  Obezite ameliyatı  sonrasında ameliyat türüne göre size uygun protein ihtiyacını göre  beslenme uzmanımız size uygun beslenme programı oluşturmaktadır. Her hasta kendine özeldir. Başka bir hastayı rahatsız etmeyen besin sizi rahatsız edebilir.

EVRE 1 – BERRAK SIVI DÖNEM ( AMELİYATTAN SONRAKİ 1 HAFTA )

Ameliyat ertesi günü: berrak sıvılar
su , elma suyu, şekerisz komposto , tanesiz et tavuk suyu , bitki çayları bütün içecekler berrak , pipetten geçebilecek kıvamda ve posasız olmalıdır.
Yudumları alarak başlayın ve rahatsızlık hissetmediğiniz sürece aldığınız miktarları arttırın.
Kusmaya yol açacak kadar büyük yudumlar almayın.
Gazlı ve kafeinli içecekler içilmeyiniz.
İçecek olarak komposto, açık çay , ıhlamur , et suları en iyi seçeneklerdir.
Gereksiz kalori yükü olan ıce tea, şekerli meyve suları gibi hazır ürünlerden kaçınılmalı.
Yağsız yada yarım yağlı süt tüketebilrsiniz. Gaz şikayeti olanlar soya yada laktozsuz süt tükletebilirler.
Protein tozlarıyla hazırlanan yağsız çorbalar,ayran, yoğurt ve kefir içilebilir.
Nispeten kıvamlı tanesiz çorbalar ( et suyu çorbaları) da eklenebilir.

EVRE 2-KOYU SIVI DÖNEM ( 2. HAFTA )
Koyu kıvamlı meyve suları (şeftali, portakal, ananas gibi), blenderize edilmiş etsiz çorbalar ( tarhana , domates gibi ) içebilir, kurubaklagil içeren çorbalardan uzak durunuz. Çümkü mercimek ve ezogelin çorbaları gaz yapabilme ve sizi rahatsız edebilme imkanı olduğundan dolayı tüketmeyiniz.

EVRE-3 İNCE KIVAMLI PÜRELER (blenderize edilmiş )
Bu aşamada gıdaların çok parçacıklı ve iyi blenderize olması çok önemli.
Bu dönemde yavaş yeme alışkanlığını geliştirmelisiniz. Bir kaç kaşık aldıktan sonra rahatsız olmuyorsak yemeye devam etmeliyiz.
Sıvılar midemizi çabuk terkedeceğinden dolayı çabuk acıkma hissine neden olur. Bu nedenle bu dönemde sıvıları azaltmalıyız. Bu geçiş aynı zamanda beslenme alıskanlıklarının oturması için bir fırsattır. Eğer kişi bu dönemde katı besinlere geçiş yapmazsa , sıvı hacminin giderek arttığını ve açlık hissinin daha belirgin olduğunu farkedecektir.
Yemeyi doyduğunuz anda bırakmalısınız.
Günde 4-6 öğün yemelisiniz.
Her öğünde protein almaya çalışın.
Çeşitli sebze meyve ve kurubaklagil püreleri( kurubaklagil rahatsız ederse kesilebilir)
Yumuşak süzme peynir,yoğurt ile karıştırılmış lor peyniri, yağsız ve tuzsuz kahvaltılık lor peynirleri , yulaf ezmesini sütle pişirerek tüketebilirsiniz
Az pişmiş yumurta beyazı tüketebilirsiniz
Bebek mamalarını ( öğünde 10 g dan az şeker içerenler ) da tüketebilirsiniz.

EVRE-4 KOYU KIVAMLI PÜRELER (4-5 hafta)
Burda önemli olan her ana öğünde protein kaynağı tüketilmelidir.
İyi haşlanmış kabukları soyulmuş çatalla rahatlıkla ezilen sebze ve meyveler.
Tavuk ve hindi eti püresi
Suyunu tam çekmemiş ve kurumamış kıyma
Ton balığı ve kılçıksız balık etlerini tüketebilirsiniz.

EVRE-5 NORMAL BESLENMEYE BAŞLANGIÇ (POSTOP 6 HAFTA )
Bu dönemde midenizi dinlemeyi öğrenmeniz gerekir.
Besinleri çok çiğneyip yutarak rahatsız olup olunmadığına bakılmalı. Eğer midenizde bi rahatsızlık hissetmiyorsanız yemeye devam edebilirsiniz.
İyi haşlanmış tavuk ve hiindi eti,balıklar, çiğ kabuksuz meyve ve salatalara da tolere edilebiliyorsa başlanılabilir.
Büyük parça bonfile , antrikot , biftek gibi zor çiğnemeli etleri 5 aydan sonra tüketmelerini öneriyoruz
Öğünlerde sıvı ile katıları beraber tüketmiyoruz. Özellikle kahvaltı yanına çay kahve içmemek sizi zorlayabilir.

SIVI TÜKETİMİ
En iyi içecek kalorisiz, karbonhidratsız ve kafeinsiz olandır.
Günlük sıvı tüketimi 1,5 litreyi tamamlamaya çalışınız.
yeterli sıvı alınmadığında kabızlık problemi yaşanılabilir
Yemeklerden 30 dk önce ve sonra , yemek sırasında sıvı alınmamalı
Katılarla sıvılar bir arada alınmamalı.

Eğer su içemiyorsanız meyve ve tarçın ekleyerek tatlandırabilirsiniz.
Gazlı içececkler mide hacminizi zorlayacağı için kesinlikle kaçınılmalıdır.
Alkol hem az miktarda fazla kalori içerdiğinden hem de mide mukozasını tahriş ettiğinden en az 2 yıl tüketilmemelidir.

PROTEİN ÖNEMİ
Ameliyattan sonra

  • yaraların iyileşmesi
  • yağsız kas kütlesinin korunması
  • enzim ve hormon sistemlerinin işlemesi
  • tokluk hissinin oluşmasında etkilidir
    günlük 60-80 g alınmalıdır
    ilk 5-6 ay protein desteği elzemdir , zamanla besinlerle alınan protein oranı artııkça azaltılır.

Obezite cerrahisi hastaları öncelik olarak whey proteini daha sonra soya ve yumurtayı tercih etmelidir. Bitkisel proteinleridaha sonra tercih edilmelidir.
Laktoz intoleransı olanlar hazır protein shakeleri yerine izole whey proteinleri tercih ediniz.
Protein oranı en az 15 g olan 150-200 kkal aralığında olan şekersiz olan shakeleri tercih ediniz. Eğer tüketmede zorluk çekiyorsanız güvenilir bir tatlandırıcıyla genellikle stevia yada meyveyle tatlandırmayı deneyin.

Kuruyemişler
Obezite cerrahisi işlemi olmuş hastalarımız için öncelik proteinli besinlerdir. Kuruyemişler her ne kadar protein ağırlıklı olsa da kalorisi yüksek besinler grubunda olduğu unutulmamalıdır. Kuruyemişler 3. aydan itibaren beslenme uzmanınıza danışarak tüketebilirsiniz.

Kafein
Kafein diüretik( idrar söktürücü) etkisinden dolayı , özellikle ameliyat sonrası erken dönemde dehidratasyon ( vücudun sıvısız kalması) görülebilir.
Kafein yemek borusu alt kas tonusunu gevşettiği için reflü şikayetlerinde artma ve buna bağlı olarak rahatsızlık hissi oluşturma söz konusu olabilir.
Eğer ameliyattan sonra kahve alışkanlığınızı azaltmada sorun yaşıyor iseniz decafe ( kafeinsiz kahve) diyetisyeninize danışarak kullanabilrsiniz.

EGZERSİZ
Ameliyattan sonra aktif bir hayat tercih etmelisiniz.
Hafta yürüyebilir alışveriş merkezi gezebilirsiniz.
2 Haftadan sonra nabzını hızlandıracak yürüyüşler yapabilirsiniz.
15 günden sonra yüzme , koşu
2 aydan sonra ise fitness, plates gibi sporlar yapabilirsiniz.

KABIZLIK

Obezite hastalarında kabızlık hgörülmesi nedenleri;

  • yetersiz gıda alımı ve su tüketimi
  • yetersiz fiziksel aktivite
  • kabızlığı önleme yöntemleri
  • yetersiz su alımı
  • diyette yetersiz lif alımı

 

Muz , patates , peynir gibi kabızlığa neden olan besinlerden bu döenm içerisinde uzak durun.
Sabah aç karna ılık su tüketin.
Şekersiz kuru erik ve kayısı hoşafı barsak hareketlerinizi arttırır.
Hergün aynı saatte probiyotikli ürün ( aktivia , kefir gibi) tüketebilirsiniz.
Ana öğünler protein ağırlıklı olduğu için ara öğünlerde meyve sebze gibi besinler tüketerek lif oranlarınızı arttırın.

ÖNERİLER
Önerilen porsiyon ve gıda önerilerine sıkı sıkıya uyun.
Açlık hissetmeseniz bile günde 3 öğün yiyin.
Öğünler arasında açlık hissedersiniz ilk önce su içip bunun susuzluk olmadığıı netleştirin. Hala açlık hissediyorsanız sağlıklı ara öğünler tüketin.
Yavaş yiyin ve olabildiğince çiğneyin.
Bir masada yeme düzeni şeklinde yiyin. Her lokmadan sonra çatal ve kaşığınızı masaya koyma alışkanlığı edinin.
Tokluk hissettiğiniz ilk anda yemenizi bitirin
Öğünlerde sıvı tüketmeyin.
Eski beslenme alışkanlıklaınızı bırakın. Bu dönemin geçici değil bir ömür sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirin.